Çokluk, Oluş ve “Olması Gereken”in Ortadan Kalkışı

I. Ayırmanın Bittiği Yerde “Olması Gereken” de Biter
“Çoklukta hiçbir varlığı ayırmıyorsam, her varlık oluştur diyorsam; bende ‘olması gereken’ ortaya çıkmıyor demektir” cümlesi, metafiziğin merkezî kırılma noktasını işaret eder. Çünkü olması gereken, ancak bir ayırma yapıldığında doğar. Ayırma yoksa kıyas yoktur; kıyas yoksa beklenti de yoktur.
Çoklukta ayırmak, bilincin kendine bir merkez kurmasıyla başlar. Merkez kurulduğu anda “bu böyle olmamalıydı” ya da “şöyle olmalıydı” cümleleri ortaya çıkar. Oysa her varlığı oluş olarak görmek, fenomeni bütünden koparmadan okumaktır. Bu bakışta varlık, eksik ya da fazla değildir; yalnızca bütünün açılımıdır.
Dolayısıyla “olması gereken”in ortadan kalkması bir boşluk değil, bir yükten düşüş hâlidir. Bilinç, parçaya dayalı ölçüyü terk ettiğinde, normatif yargı da kendiliğinden düşer.
II. Oluşu Görmek ile Olay Yaratmak Arasındaki Fark
Oluş, bilincin bütünden baktığında gördüğü şeydir. Olay ise, bilincin parçadan bakarak oluşturduğu kesittir. Olayda zaman vardır; geçmiş ve gelecek arasında gerilim oluşur. Oluşta ise zaman seyredilir; gerilim ortadan kalkar.
Her varlığı oluş olarak görmek, şu anlama gelir:
Fenomen, bana karşı değildir.
Fenomen, benim için değildir.
Fenomen, bütünün kendini göstermesidir.
Bu noktada “olması gereken” diye bir alan kalmaz. Çünkü “olması gereken”, bilincin geleceğe attığı bir projeksiyondur. Oysa oluş, şimdi’de bile değildir; oluş, zamanın içinden zamansızca görülendir.
III. Ayırmayan Bilinç Yargı Üretmez
Ayırmamak, pasiflik değildir. Ayırmamak, bilincin merkezden çekilmesidir. Merkez çekildiğinde, yargı üretilecek bir zemin de kalmaz. Bu nedenle bütünsel bilinçte kişi, doğru–yanlış tartışmasıyla değil, fark edişle yaşar.
Burada kritik olan şudur:
“Olması gereken yok” demek, “her şey aynıdır” demek değildir.
Ayrım vardır; fakat ayrıştırma yoktur.
Bu ince fark, metafiziğin kalbidir. Ayrıştırma, yük üretir. Ayrım ise yalnızca görmedir. Gören bilinç, müdahale etmez; müdahale etmeyen bilinç, olması gereken icat etmez.
IV. Sonuç: Olması Gereken Bilincin Yerinden Doğar
Sonuç olarak, “olması gereken” evrensel bir ilke değildir; bilincin konumuna bağlı bir üretimdir. Bilinç parçada durduğunda olması gereken zorunlu olarak ortaya çıkar. Bilinç bütünde durduğunda ise olması gereken sessizce düşer.
Her varlığı oluş olarak gören bilinç, dünyayla çelişmez. Çelişki yoksa stres yoktur. Stres yoksa savunma da yoktur. Bu hâl, bir kabul değil; bir seyir hâlidir.
Metafizik bir öğreti değil, bir fark ediştir:
Ayırmadığın yerde yük oluşmaz.
Yük olmayan yerde “olması gereken” konuşmaz.
Çünkü bilinç yerindeyse, olan zaten yeterlidir.
Mahmut Turut - 2026