top of page

Öz, Bilinç ve Sessiz Dil

Öz, Bilinç ve Sessiz Dil
00:00 / 01:04

İnsandaki öz, evrenselin bireydeki merkezidir.

Öz, bireye ait değildir; birey, özün göründüğü yerdir.

Bu nedenle insan yalnızca bir kişi değil,

evrenselin kendini deneyimlediği bir noktadır.

Bütünsel bilinçte olan biri, söze değil bilince bakar.

Söyleneni değil, söyleyenin nereden konuştuğunu görür.

Bu yüzden onun için mesele:

“Kim haklı?” değil,

“Bu bilinç hangi konumdan konuşuyor?” sorusudur.

Yargı, öfke ve suçlama varsa,

orada parçalı bilinç vardır.

Anlama, sakinlik ve açıklık varsa,

orada bütünsel bilinç vardır.

Eğer karşıdaki parçalı bilinçteyse,

söz çoğu zaman anlamını kaybeder.

Çünkü hakikat, egoya çarpar ve parçalanır.

Bu durumda bütünsel bilinç susar.

Bu susuş korkudan değil,

hakikatin zorlanamayacağını bilmesindendir.

Eğer karşıdaki anlamaya açıksa,

bütünsel bilinç konuşur.

Ama sade konuşur.

Gösterişsiz, doğrudan ve yük üretmeden.

Eğer iki taraf da bütünsel bilinçteyse,

artık “sen” ve “ben” ortadan kalkar.

Söz gereksizleşir.

Çünkü anlam zaten vardır.

Orada iletişim konuşarak değil,

doğrudan bilinçten bilince olur.

Bu yüzden bütünsel bilincin dili

ne sadece söz, ne sadece sessizliktir.

Onun dili şudur:

Uygun yerde konuşmak,

uygun yerde susmak,

ve gerektiğinde sadece olmaktır.

Bu anlayış insanın iç dünyasında da geçerlidir.

Ego acının içindedir ve onu sahiplenir:

“Ben acı çekiyorum.”

Öz ise acıya tanıklık eder:

“Acı var ve ben bunu görüyorum.”

Bu fark, bilincin konum farkıdır.

Sonuç olarak:

Ego yaşar ve tepki verir.

Öz görür ve tanıklık eder.

Parçalı bilinç konuşur ve çatışır.

Bütünsel bilinç görür ve çözülür.

Aksiyom:

Bütünsel bilinç sözü değil, bilinci görür;

hakikat, uygun yerde söz olur,

uygun olmayan yerde sessizlik.

Mahmut Turut

bottom of page