Özdeşleşme ve Olan

Olan ile, yani bütün ile özdeşleşme olmaz.
Çünkü özdeşleşme, iki ayrı şey arasında kurulabilecek bir ilişkidir.
Bütün ise iki değildir; ayrım içermez. Ayrım olmayan yerde özdeşleşme de olmaz.
Olan, ontolojiktir.
Olan zaten vardır, olur ve akıştır.
Bütün, bilincin katılacağı ya da birleşeceği bir şey değildir.
Bütünle birleşme düşüncesi bile, bütünü parçalayan zihinsel bir tasarımdır.
Özdeşleşme ancak zihnin ürettikleri ile olur.
Düşünce, imge, kimlik, hikâye ve zaman algısı zihnin ürünleridir.
Bu ürünler temsildir; olanın kendisi değildir.
Bilinç, bu temsilleri gerçek sanıp “ben” dediği anda özdeşleşme başlar.
Bu yüzden bilinç, olanla özdeşleştiğini zannettiğinde bile,
gerçekte olanla değil;
olan hakkında üretilmiş bir düşünceyle özdeşleşmiştir.
Özdeşleşmenin yönü her zaman zihinseldir, ontolojik değil.
Olan taşınmaz.
Taşınan, olan sanılan zihinsel yüklerdir.
Bilinç bu yükleri taşıdığı sürece parçada yaşar;
bıraktığında ise bütün kendiliğinden görünür olur.
Farkındalık, özdeşleşmenin çözülmesidir.
Bir şey eklemek değildir;
yanlış yerde kurulan bağı fark edip bırakmaktır.
Bağ çözüldüğünde bilinç aradan çekilir
ve geriye baştan beri var olan kalır.
Olan ile özdeşleşme olmaz.
Özdeşleşme yalnızca zihnin ürettikleri ile olur.
Bunun görüldüğü yerde yük düşer,
seyir başlar.
Mahmut Turut-2026