Özdeşleşmenin yönü her zaman zihinseldir, ontolojik değil.

Ontolojik düzlemde olan yalnızca olan vardır.
Olan bölünmez, ayrılmaz, karşısına bir “başka” koymaz.
Bu yüzden ontolojide özdeşleşme diye bir ilişki kurulamaz.
Çünkü özdeşleşme, iki ayrı şey varsayar.
Zihin ise ayrım üretir.
Ben–sen, iç–dış, önce–sonra, doğru–yanlış, ben ve hayatım…
İşte özdeşleşme, bu ayrımların içinde mümkündür.
Bilinç, olanla değil;
olan hakkında zihnin kurduğu temsillerle özdeşleşir.
Düşünceyle, kimlikle, hikâyeyle, zamanla…
Bu yüzden “olanla özdeşleştim” hissi,
ontolojik bir birleşme değil;
zihinsel bir karışmadır.
Özdeşleşme çözüldüğünde olan değişmez.
Değişen tek şey, bilincin konumudur.
Bilinç, zihinsel temsil ile olanı ayırdığında
yük düşer, seyir başlar.
Olan hep oradadır.
Ama ancak özdeşleşme bittiğinde
olduğu gibi görünür.
Mahmut Turut
2026