Aşk, Kıskançlık ve Sahiplenmenin Yük Mekanizması

İnsan hayatında sevgi ve aşk güçlü duygular olarak ortaya çıkar. Bir insanla karşılaşılır, bir yakınlık ve çekim hissi oluşur. Kalpte bir sıcaklık belirir ve kişi bu duyguyu yaşamaya başlar. Bu ilk ortaya çıkan hâl, akışın içinde beliren bir fenomendir.
Bilinç yerinde olduğunda sevgi ve aşk sadece yaşanan bir duygu olarak kalır. İnsan birini sevebilir, onunla birlikte olabilir ve hayatın içinde bu duyguyu yaşayabilir. Bu durumda sevgi bir sahiplenmeye dönüşmez. Sevgi yaşanır fakat kimliğe bağlanmaz.Bu nedenle sevgi ve aşk fenomen olarak kalır.
Fakat zihin merkez hâline geldiğinde süreç değişir. Zihin bu duyguyu sahiplenmeye başlar. “O benim”, “beni hep sevmeli”, “beni terk etmemeli” gibi düşünceler ortaya çıkar. Sevgi artık yalnızca bir duygu olmaktan çıkar ve kimliğin bir parçası hâline gelir.
İşte bu noktada sahiplenme başlar. Sahiplenmenin olduğu yerde beklenti ortaya çıkar. Beklentinin olduğu yerde ise korku doğar. Kişi sevdiği insanı kaybetmekten korkmaya başlar. Bu korku kıskançlığı doğurur. Böylece sevgi üzerinden bir yük mekanizması oluşur. Bu mekanizma genellikle şu şekilde ilerler:
Sevgi → Sahiplenme → Beklenti → Korku → Kıskançlık → Yük
Bu süreçte sorun sevgi değildir. Sorun sevginin kimliğe bağlanması ve zihnin onu sahiplenmesidir. Bilinç yerinde olduğunda insan sevginin ortaya çıktığını görebilir. Aynı şekilde zihnin ürettiği sahiplenme ve kıskançlık düşüncelerini de fark edebilir. Böylece bu düşünceler fenomen olarak görülür. Fenomen görüldüğünde ise yük çözülmeye başlar.
Bu nedenle denebilir ki:
Sevgi fenomen olarak yaşandığında özgürdür. Zihin onu sahiplenip kimliğe bağladığında ise yük hâline gelir.
İnsan sevgi ile değil, sevgiyle kurduğu özdeşleşme ile yük taşır.
Mahmut Turut 2026