Akışı Fark Etme, İradenin Zorunluluğa Dönüşmesi ve Bilincin Konumu

Akış, her hâlükârda vardır; fakat her bilinç tarafından aynı biçimde yaşanmaz. Akışı fark ederek yaşamak ile akışı taşıyarak yaşamak arasındaki ayrım, bilincin konumuyla ilgilidir. Bilinç yerinde olduğunda akış seyredilir; parçayla özdeşleştiğinde ise akış bir yük hâline gelir.
Akışı fark etme hâlinde, bilinç müdahaleden çekilmiştir. Olan, olduğu yerden görünür; “olması gereken” aranmaz. İrade burada bir zorunluluk olarak çalışmaz; çünkü yönlendirme ihtiyacı yoktur. İrade, akışa eşlik eden sessiz bir uyum hâlindedir. Bu hâl, seyirdir: çabasız, yargısız, merkezsiz bir açıklık.
Parçayla özdeşleşme hâlinde ise bilinç, akışı kurmaya yönelir. Olan, yeterli görünmez; olması gereken parça ölçülerine göre belirlenir. Bu noktada irade, doğal bir yönelim olmaktan çıkar ve zorunluluk hâline gelir. Kişi “istediği için” değil, “yapması gerektiği için” hareket eder. İrade sertleşir; kararlar yük taşır; zaman, sırtlanılan bir alana dönüşür. Akış burada seyredilmez, yönetilmeye çalışılır.
Bu iki hâl arasındaki fark, akışın var olup olmamasıyla ilgili değildir; akış her iki durumda da sürer. Fark, bilincin nereden baktığıdır. Parçada bilinç, akışı olaylara böler ve taşır. Yerinde olan bilinç ise akışı oluş olarak görür ve izler.
Seyir, iradenin yokluğu değildir; iradenin zorunluluk olmaktan çıkmasıdır. Zorunluluk çözüldüğünde, yük hafifler; stres sessizliğe bırakır. Bilinç bir yere gitmez, bir şey kazanmaz; yalnızca yerini hatırlar. Ve akış, her zaman olduğu gibi, doğal hâliyle görünür.
Mahmut Turut, 2025