top of page

Akış ve Yük Arasında Bilinç

Bilinç, olanı iki şekilde yaşar:

Ya akış olarak görür

ya da yük olarak taşır.

Üçüncü bir yol yoktur.

Akış, varoluşun doğal hâlidir.

Olan olur, oluş açılır, zaman görünür hâle gelir.

Bu süreçte hiçbir şey bilincin müdahalesine ihtiyaç duymaz.

Akış, bilincin onayına bağlı değildir;

bilinç fark etse de etmese de sürer.

Ancak bilinç, olanı akış olarak her zaman yaşayamaz.

Bu, bilincin nerede durduğuyla ilgilidir.

Bilinç yerinde olduğunda, olan akıştır.

Fenomenler özün zamandaki yüzleri olarak görünür.

Olan, ne kişisel bir hikâyeye dönüşür

ne de taşınması gereken bir sorumluluk hâline gelir.

Zaman ilerler; fakat baskı olmaz.

Olan yaşanır, fakat sırtlanılmaz.

Bu hâlde seyir ortaya çıkar.

Bilinç yerinde olmadığında ise olan, akış olmaktan çıkar.

Akış kesilmez; fakat bilinç için akış olarak yaşanamaz.

Bilinç, parçayı bütün sanır ve olanı kendine bağlar.

“Olan” artık bütünden açılan bir görünüm değil,

“bana ait” bir durumdur.

Bu sahiplenme ile birlikte olan, taşınan bir yük hâline gelir.

Yük, olayların ağırlığı değildir.

Yük, bilincin olaylarla kurduğu özdeşliktir.

Aynı oluş, bilinci yerinde olan için seyir iken;

bilinci parçada olan için baskı ve ağırlık üretir.

Bu nedenle sorun olan bitende değildir.

Sorun, bilincin bakış yerindedir.

Olan değişmez;

değişen, bilincin olanı nasıl gördüğüdür.

Sonuç olarak bilinç, olanı ya akış olarak görür

ya da yük olarak yaşar.

Akış ontolojiktir;

yük bilince aittir.

Olan her zaman akıştır.

Yük, yalnızca bilincin yerini unutmasının sonucudur.

bottom of page