Anda Kalma Öğretisi Üzerine Metafizik Bir Yorum

1. Giriş: “Anda Kal” Söyleminin Görünürdeki Haklılığı
Günümüzde pek çok öğreti, yöntem ve farkındalık pratiği “anda kal”, “anı yaşa”, “şimdiye dön” söylemi etrafında şekillenmektedir. Bu söylem ilk bakışta insanı geçmişin yüklerinden ve geleceğin kaygılarından kurtaran, zihni sakinleştiren, dinginlik vadeden bir çağrı gibi görünür. Gerçekten de geçmişe takılı kalan veya geleceği sürekli kontrol etmeye çalışan bilinç için “şimdi”ye yönelmek bir rahatlama sağlar.
Ancak metafizik düzlemden bakıldığında burada çoğu zaman fark edilmeyen temel bir sorun vardır: “An” da bir zamandır. Dolayısıyla anda kalmak, zamandan çıkmak değil; yalnızca zamanın bir kesitinde sabitlenmek anlamına gelir. Bu ayrım gözden kaçırıldığında, “anda kalma” öğretisi özgürleştirici olmaktan ziyade yeni bir özdeşleşme biçimine dönüşebilir.
2. An da Zamandır: Zaman İçinde Kalmanın İncelikli Biçimi
Geçmiş, şimdi ve gelecek; bunların tümü zamanın farklı görünümleridir. Bilinç geçmişte takılı kaldığında hatıralarla, gelecekte kaldığında beklenti ve korkularla özdeşleşir. “Anda kal” çağrısı ise bilinci bu iki uçtan çekip şimdiki ana getirir. Fakat burada kritik soru şudur:
Zamanın herhangi bir noktasında kalmak, bilinci zamandan kurtarır mı?
Metafizik açıdan cevap nettir: Hayır. Çünkü bilinç hâlâ zaman referansı içindedir. Sadece yükün türü değişmiştir. Geçmişin yükü yerini “şimdiyi doğru yaşama”, “anı kaçırmama”, “farkındalığı sürdürme” çabasına bırakır. Böylece kişi, farkında olmadan anda kalmayı bir görev, bir disiplin, bir alışkanlık hâline getirir.
3. Anda Kalmak ve Fenomenle Özdeşleşme
An, deneyimin gerçekleştiği noktadır. Bu noktada fenomenler vardır: beden duyumları, sesler, düşünceler, duygular, çevredeki nesneler. Bilinç “anda kalmaya” çalıştığında çoğu zaman şu olur:
• Nefesine odaklanır
• Bedensel duyumlarını izler
• Çevredeki sesleri, görüntüleri fark etmeye çalışır
Bunların tamamı fenomen alanıdır. Bilinç, fenomenleri izlediğini zannederken çoğu zaman onlarla özdeşleşir. Çünkü hâlâ “ben buradayım, bir şey yapıyorum, farkında olmam gerekiyor” diyen bir merkez vardır. Bu merkez, bilincin zamansal ve fenomenal düzlemde konumlanmış hâlidir.
Bu nedenle şu tespit önemlidir:
Anda kalmak, çoğu durumda bilincin fenomenle daha incelmiş bir özdeşleşme biçimidir.
Bu özdeşleşme kaba değildir; daha rafine, daha sessiz, daha “bilinçli” görünür. Ancak metafizik olarak özdeşleşme yine özdeşleşmedir.
4. Alışkanlık Hâline Gelen Farkındalık ve Gizli Yük
“Şimdiye dön”, “anda kal”, “nefesine gel” gibi çağrılar tekrarlandıkça, bilinç farkındalığı bir alışkanlıkhâline getirmeye çalışır. Oysa alışkanlık, doğası gereği zamansaldır. Süreklilik ister, tekrar ister, kontrol ister.
Bu noktada kişi farkında olmadan şunu yapar:
• Kendini sürekli gözlemler
• “Anda mıyım, kaçtım mı?” diye kontrol eder
• Farkındalığı kaybettiğini düşündüğünde huzursuz olur
Böylece “anda kalma” pratiği, kişinin kendi kendini kurtarma çabasına dönüşür. Bu çaba, yükün ortadan kalkması değil; yalnızca daha ince bir yüke dönüşmesidir.
5. Metafizik Perspektif: Asıl Mesele Anda Kalmak Değil, Zamandan Çıkmaktır
Metafizik düzlemde mesele ne geçmişte, ne gelecekte, ne de “şimdi”de kalmaktır. Mesele, zamansızlıkta konumlanmaktır. Zamansızlık, zamanın inkârı değildir; zamanın dışından görülmesidir.
Zamansızlıkta duran bilinç:
• Zamanın akışını seyreder
• Anları yaşamakla uğraşmaz
• Fenomenlerle özdeşleşmez
Burada bilinç parçada değil, bütündedir. An, artık tutunulacak bir yer değil; kendiliğinden olup geçen bir görünüm hâline gelir. Bilinç anın içinde değildir; anı da, geçmişi de, geleceği de kuşatan bir bakıştadır.
6. Sonuç: Anda Kalmak Bir Aşama Olabilir, Nihai Yer Değil
Bu yorum, “anda kalma” öğretilerini tümüyle reddetmez. Aksine, onları geçici bir eşik olarak görür. Parçalı bilinç için anda kalmak, geçmiş ve gelecek yüklerinden geçici bir kurtuluş sağlayabilir. Ancak bu durumu nihai hedef hâline getirmek, bilinci zamansal bir konumda sabitlemek anlamına gelir.
Metafizik olarak söylenebilecek en net cümle şudur:
Bilinç, anda kaldığında hâlâ zamandadır;
bilinç, zamansızlıkta durduğunda ise zamanı seyreder.
Gerçek özgürlük, anı tutmakta değil; anın da tutulacak bir şey olmadığını görmektedir.
Mahmut Turut – 2026