top of page

Başkalarının yaşamını görebilirsin;
ama kimseyi sen farkındalığa taşıyamazsın

Bir insanın yaşamı, söylediği sözlerden çok davranışlarında görünür. Çünkü davranış, bilincin bulunduğu yerden doğar. Yüklü yaşayan ile yüksüz yaşayan arasındaki fark, eylemin kendisinde değil; eylemi doğuran bilinç konumundadır. Aynı işi yapan iki insan olabilir; biri yük taşır, diğeri seyirdedir. Dışarıdan bakıldığında fark, acelede, sertlikte, savunmada, tutunmada ve zorunluluk duygusunda kendini ele verir.

Bu nedenle başkalarının yaşamını, onların davranışlarından görmek mümkündür. Yük varsa beden kasılır, dil sertleşir, zaman dardır. Yüksüzlük varsa hareket doğal, söz sade, zaman geniştir. Bunlar öğretiden değil, seyirden okunur. Bilinç, baktığı yerden kendini ele verir.

Fakat bir insanın kendisini görmesi, dışarıdan gelen hiçbir bilgiyle mümkün değildir. Çünkü bilgi zamana aittir; anlatılır, aktarılır, öğrenilir. Oysa farkındalık zamansızdır; aktarılmaz, öğretilmez. Dışarıdan gelen her bilgi, ancak parçalı bilinçte bir içerik olur. Yükü hafifletebilir belki, ama ortadan kaldıramaz. Kişi, bilgiyi alır ama yine kendisi taşır.

Kendini görmek, bilincin kendi üzerine dönmesiyle olur. Bu dönüş, başkasının sözüyle gerçekleşmez; ancak bir davet olabilir. Kimse bir başkasının yerine fark edemez. Çünkü fark eden ile fark edilen aynı bilinçtir. Dışarıdan gelen söz, en fazla bir işaret levhasıdır; yolu yürüyecek olan yine kişinin kendisidir.

Bu yüzden bilgelik öğretmez, işaret eder. Yüksek sesle anlatmaz; sessizce çağırır. Bir başkası senin yüklü yaşadığını görebilir; hatta bunu sana söyleyebilir. Ama sen bunu görmedikçe, söylenen yalnızca yeni bir bilgi olur. Ve bilgi, fark edilmediğinde yeni bir yüktür.

Sonuçta şu nettir: Başkalarının bilincinin nerede durduğunu davranışlarından okuyabilirsin. Ama kimseyi bilinci yerine getiremezsin. Farkındalık, dışarıdan verilen bir şey değil; içeride kendini açan bir görmedir. İnsan, ancak kendi gördüğünde özgürleşir.

Mahmut Turut-2026

bottom of page