Beş Duyu Bilgi Vermez, Görüntü Verir

Beş duyu bilgi vermez; yalnızca görüntü verir.
Görüntüden kasıt, olanın bilince düşen doğrudan izidir. Görmek, duymak, tatmak, koklamak ve dokunmak; özün zamandaki açılımının bilince temas eden yüzleridir. Bu temasın kendisi henüz bilgi değildir; anlam da değildir. Sadece olanın görünmesidir.
Duyular doğru ya da yanlış üretmez.
İyi ya da kötü söylemez.
Gerekli ya da gereksiz demez.
Duyular sadece olanı olduğu gibi getirir.
Bilgi, duyudan sonra ortaya çıkar. Bilgi; görüntünün zihinde işlenmesi, karşılaştırılması, geçmişle ilişkilendirilmesi ve kavrama dönüştürülmesiyle oluşur. Bu nedenle bilgi zamansaldır, aktarılabilir ve parçalıdır. Duyunun kendisi ise zamansızdır; doğrudandır ve aracısızdır. Bu doğrudanlık hâlinde henüz yük yoktur.
Yük, bilincin duyudan gelen görüntüyü sahiplenmesiyle başlar. “Bu bana oldu”, “Bu benim başıma geldi”, “Bu olmamalıydı” gibi ifadeler, görüntünün artık seyir olmaktan çıkıp taşınan bir şeye dönüştüğünü gösterir. Burada devreye giren ego, duyuyu üretmez; duyudan geleni zaman çizgisine yerleştirir. Geçmiş ve gelecek eklenir. Görüntü, hikâyeye dönüşür. Hikâye ise yüktür.
Bilinç yerindeyken beş duyu seyirdir. Görüntüler gelir ve gider. Ses duyulur ve çözülür. Temas olur ve biter. Bu hâlde bilinç olanla özdeşleşmez; olanı taşımaz. Taşıma olmadığı için yük yoktur. Yük olmadığında ise hayat vardır. Hayat, doğrudan yaşanır.
Bilinç parçada olduğunda ise aynı duyular yük üretir. Görüntüler tutulur, anlam eklenir, kimlik inşa edilir. Hayat yaşanmaz; anlatılır. Geçmiş hatıra olur, gelecek beklenti olur. Bilinç artık seyretmez; taşır.
Bu nedenle mesele duyular değildir.
Mesele bilincin yeridir.
Beş duyu kapıdır.
Kapıdan giren görüntüdür.
Yük, gireni sahiplenmektir.
Seyir, gireni tutmamaktır.
Olan, bilincin ürettiği bir şey değildir.
Olan, bilincin taşıması gereken bir şey de değildir.
Olan, seyredildiğinde hayattır;
taşındığında yüktür.
Mahmut Turut
2026