Beni bütünselliğe götüren işaret levhaları

Artık sözleri yazıları Bütünsel bilgi olarak görmüyorum. Beni bütünselliğe götüren işaret levhaları olarak görüyorum . Çünkü bilincimin konumunu benden başka kimse bana fark ettiremez.
Çünkü bütünsel bilgi, aktarılabilir bir içerik değildir. Aktarılan her şey, ister ne kadar derin ister ne kadar doğru olsun, zorunlu olarak parçada kalır. Söz, bütünü taşıyamaz; ancak bütüne işaret edebilir.
Bu fark edişle birlikte sözün konumu değişir.
Söz artık “hakikatin kendisi” olmaktan çıkar,
hakikate yönelten bir levha hâline gelir.
Ve bu dönüşüm, bilincin olgunlaştığının işaretidir.
1. Söz Neden Bütünsel Olamaz?
Söz:
•Zamana bağlıdır,
•Ardışık ilerler,
•Kavramlara dayanır,
•Zihne hitap eder.
Oysa bütünsellik:
•Zamansızdır,
•Ardışık değildir,
•Kavrama sığmaz,
•Zihnin değil bilincin konumuyla ilgilidir.
Bu nedenle söz, ne kadar doğru kurulursa kurulsun, bütünü içeremez.
Bütün, ancak bilincin durduğu yerden görünür.
Söz, bir harita gibidir;
ama harita arazinin kendisi değildir.
Bunu fark eden bilinç, artık sözleri ezberlemez, savunmaz, kutsallaştırmaz.
Onları okur ve geçer.
2. İşaret Levhası Olarak Söz
İşaret levhası:
•Yolu gösterir ama yürümez,
•Yeri tarif eder ama orada durmaz,
•Hedefi ima eder ama hedef değildir.
Sözün gerçek işlevi de budur.
Bu noktada kişi şunu fark eder:
“Beni bütünselliğe götüren şey söz değil,
sözün işaret ettiği yeri kendimde fark edişimdir.”
Bu fark edişle birlikte dışsal otoriteler çözülür:
•Öğretmen mutlaklığını kaybeder,
•Metinler kutsallığını yitirir,
•Bilgi yük olmaktan çıkar.
Çünkü artık bilinir ki:
Bilincin konumunu, bilincin kendisinden başka hiçbir şey değiştiremez.
3. Bilincin Konumu: Dışarıdan Verilemeyen Tek Şey
Hiç kimse bir başkasına:
•“Bilincin parçada” diyemez,
•“Şimdi bütüne geçtin” diyemez.
Bunlar ancak kişinin kendi fark edişiyle olur.
Bu yüzden:
•Anlatmak sınırlıdır,
•İkna etmek beyhudedir,
•Zorlamak imkânsızdır.
Bilinç, kendini ancak kendi sessizliğinde fark eder.
Ve bu fark ediş gerçekleştiğinde kişi şunu açıkça görür:
“Ben şimdiye kadar sözleri hakikat sandım;
oysa hakikat, sözün arkasındaki sessizlikteydi.”
4. Bütünsel Bilgi Diye Bir Şey Var mıdır?
Burada radikal bir nokta açığa çıkar:
Aslında “bütünsel bilgi” diye aktarılabilir bir şey yoktur.
Bütünsel olan:
•Bir bilme hâli değil,
•Bir farkındalık konumudur.
Bu nedenle bütünsel bilinçte:
•Bilgi azalmaz ama merkezde durmaz,
•Zihin susabilir ama yok olmaz,
•Dünya reddedilmez ama yüklenmez.
Bilgi artık:
•Kullanılan bir araçtır,
•Sahiplenilen bir kimlik değildir.
5. Sessizlikte Açılan Kapı
Bilincin konumu fark edildiğinde:
•Söz kendiliğinden azalır,
•Açıklama ihtiyacı çözülür,
•“Anlatmalıyım” dürtüsü düşer.
Çünkü kişi şunu idrak eder:
Hakikat anlatılmaz;
fark edilir.
Ve fark edilen şey şudur:
•Olan zaten olmaktadır,
•Akış zaten yerli yerindedir,
•Çelişki bilincin parçada durmasından doğmaktadır.
Bütünsel bilinçte çelişki yoktur;
çünkü karşılaştırma yoktur.
6. Sonuç: Yazıdan Sessizliğe
Bu noktada yazı bile değişir.
Yazı artık:
•Öğretmek için değil,
•Hatırlatmak için vardır.
Yazan da bilir ki:
Bu satırlar bütünü taşımıyor.
Sadece bir yöne bakmayı teklif ediyor.
Ve belki de metafiziğin en sade cümlesi burada ortaya çıkar:
Bilincimin konumunu benden başka kimse bana fark ettiremez.
Bu cümleyle birlikte:
•Yol dışarıdan içeriye döner,
•Arayış sessizliğe evrilir,
•Bilgi seyirle yer değiştirir.
Artık söz geri çekilir.
Ve geriye sadece seyreden bilinç kalır.
Mahmut Turut, 2025