top of page

Bilinç, Zaman ve Özdeşleşme

Bilinç, özdeşleşse de zamanda yaşar;

özdeşleşmese de zamanda yaşar.

Fark, zamanın kendisinde değil, bilincin zamanla kurduğu ilişkidedir.

İnsan, fenomen olarak zamandadır. Yaşam, oluş ve eylem zamansal akışta gerçekleşir. Bu nedenle mesele zamanı aşmak ya da zamandan çıkmak değildir. Metafiziğin konusu, bilincin nerede durduğudur. Bilinç, fenomenle özdeşleştiğinde, zamandaki oluşu taşır. Olan, kişisel bir hikâye hâline gelir. Geçmiş pişmanlık, gelecek kaygı üretir. Bilinç bu durumda zamanı seyretmez; zamanı sırtında taşır. Taşınan her oluş, yük olarak yaşanır.

Bilinç özdeşleşmediğinde ise zaman yerli yerindedir. Olan yine olur, yaşam yine akmaya devam eder. Ancak bilinç, bu akışın içine yapışmaz. Olanı yaşar ama sahiplenmez. Burada yük yoktur; çünkü yük, özdeşleşmenin sonucudur. Bilinç, zamanın içinde olmakla zamanı taşımak arasındaki farkı ayırt etmeye başlar.

Asıl kırılma, bilincin kendi yerini fark etmesiyle gerçekleşir. Bilinç yerini fark ettiğinde, zamana parçadan bakmaz. Parça, artık bütünün zamandaki bir görüntüsü olarak görünür. Bilinç, zamandaki bu görüntüyü bütünden bakarak seyreder. Seyir, hayattan kopuş değildir; yükten arınmış bir yaşam hâlidir.

Bu konumda bilinç, olaylara müdahale ihtiyacı duymaz. Çünkü olanla çelişmez. Eylem hâlâ vardır, ama eylem amaçtan değil uyumdan doğar. Zaman akar, oluş devam eder; fakat bilinç bu akışı taşımaz, izler. İzlemek burada edilgenlik değil; bilincin kendi açıklığında durmasıdır.

Sonuç olarak:

Bilinç her durumda zamandadır.

Ama özdeşleşirse yüklü yaşar.

Yerini fark ettiğinde ise,

bütünden bakarak zamandaki görüntüsünü seyreder.

Metafiziğin özü, zamanı terk etmek değil;

zamanla kurulan ilişkiyi çözmektir.

Mahmut Turut – 2026

bottom of page