Bilincin Gördüğü: Beden ve Zihin

İnsan hayatın içinde sürekli bir şeyler yaşar. Beden hareket eder, ağrı oluşur, rahatlama gelir, yorgunluk hissedilir. Aynı anda zihin de üretir; düşünceler ortaya çıkar, planlar yapılır, hatıralar canlanır. Bunların hepsi birer fenomendir. Ağrı, düşünce, hatırlama ve plan yapma yaşamın akışı içinde ortaya çıkan durumlardır. Hayat, bedenin yaşadıkları ve zihnin ürettikleriyle akmaya devam eder. Bilinç de bu akışın içindedir ve ortaya çıkan her şeyi görebilir.
Fakat insan çoğu zaman sadece yaşamaz, aynı zamanda yaşadıklarıyla ilişki kurar. Ağrı olduğunda “bu neden geçmiyor” ya da “ya daha kötü olursa” gibi düşünceler ortaya çıkar. Bir düşünce geldiğinde “bu doğru olmalı” ya da “böyle olmak zorunda” denir. Zihin ürettiği düşünceleri gerçek gibi sunar ve kişi hem bedenin yaşadıklarıyla hem de zihnin ürettikleriyle özdeşleşir. İşte yük bu noktada doğar. Ağrı artık sadece ağrı değildir, korkuya dönüşür. Düşünce artık sadece düşünce değildir, gerçek gibi yaşanır. Kişi yaşadığı ile üretileni ayırt edemediğinde zihin merkez olur ve yük oluşur. Bu durumda insan bedeniyle ve düşünceleriyle özdeşleşir, olanı değil yorumladığını yaşar ve bu da gerilim ve kaygı doğurur.
Bilinç yerinde olduğunda ise süreç değişir. Bilinç, bedenin yaşadıklarını da zihnin ürettiklerini de görür. Ağrı vardır ama sadece görülür. Düşünce vardır ama sadece bir üretim olarak fark edilir. Bu görme ile birlikte ayrım oluşur. Yaşanan ile üretilen birbirinden ayrılır. Kişi ne bedenine yapışır ne de zihnine. Sadece bedeninde olanı ve zihninde oluşanı fark eder.
Bu fark ediş özdeşleşmeyi çözer. Özdeşleşme çözülünce yük ortadan kalkar. Hayat devam eder. Beden yaşar, zihin üretir, bilinç görür. Ama artık taşıma yoktur.
Sonuç olarak beden yaşar, zihin üretir ve bilinç görür. Görme varsa ayrım vardır. Ayrım varsa özdeşleşme olmaz. Özdeşleşme olmadığında ise yük oluşmaz. İnsan o anda ilk defa gerçekten yaşamaya başlar.
Mahmut Turut 2025