Bilincin Konumu ve Olanla Kurulan İlişki

Bilinç parçada ise olanı taşır.
Bilinç bütünde ise olanı seyreder.
Bu iki hâl, dışarıdan bakıldığında benzer yaşamlar gibi görünebilir; fakat içeride yaşanan şey bütünüyle farklıdır. Fark, olaylarda değil, bilincin durduğu yerde ortaya çıkar.
Parçada duran bilinç, kendini olanın içinde ve merkezinde sanır. Olanı kendi üzerine alır, sorumluluk üretir, anlam yükler, yargı ekler. Bu nedenle her fenomen, bilinç için bir ağırlık hâline gelir. Zaman ardışık yaşanır; geçmiş taşınır, gelecek beklenir. Hayat, yaşanan bir akış olmaktan çıkar; anlatılan, açıklanan ve taşınan bir hikâyeye dönüşür. Yük hissi burada ortaya çıkar. Yük, olaydan değil; bilincin parçada durmasından doğar.
Bütünde duran bilinç ise olanı kendine ait kılmaz. Olanı, bütünün zamandaki görünümü olarak algılar. Burada bilinç, olanın karşısında durmaz; olanla çatışmaz, onu düzeltmeye ya da taşımaya çalışmaz. Olan, olduğu gibi görünür. Zaman hâlâ akmaktadır; fakat bilinç zamanı taşımıyordur. Bu yüzden yük oluşmaz. Hayat, açıklanması gereken bir problem değil; seyredilen bir oluş hâlini alır.
Seyir, bilincin olanla arasına mesafe koyması değildir. Aksine, araya giren her şeyin çekilmesidir. Anlam yükleyen, yargılayan, sahiplenen bilinç geri çekildiğinde, olan kendini zaten açığa çıkarır. Seyirde olan bilinç, ne olanı reddeder ne de sahiplenir. Sadece görür.
Bu yüzden mesele olanın ne olduğu değildir. Olan her durumda aynıdır. Değişen, bilincin o olana nereden baktığıdır. Parçadan bakıldığında hayat yük olur. Bütünden bakıldığında hayat seyir olur.
Bilinç bunu fark ettiğinde, hayat değişmez.
Ama hayatla kurulan ilişki kökten dönüşür.
Mahmut Turut
2026