Bilincin Yönelimi: Ötekileştiren Biçim mi, Birleştiren Öz mü?

İnsanın gördüğü her şey, işittiği her ses, okuduğu her satır, dokunduğu her yüzey ve tattığı her lokma, onda mutlaka bir duyum ya da his uyandırır. Fakat bu hissin kaynağı, bilincin hangi yöne baktığını ele verir: dışa mı, içe mi?
Bilinç dışa dönük olduğunda, hissettiğim şeyin merkezinde genellikle bir karşılaştırma, bir eleştirme, bir beğenme–beğenmeme, yani bir “öteki” kavramı vardır. Burada bilinç, fenomeni kendi karşısına alır ve onu ayrıştırır. Bu nedenle ortaya çıkan his, biçimin bilgisidir; aklın hafızada tuttuğu şekillerden, kategorilerden, etiketlerden beslenir. Zihnin konuştuğu bu düzlemde birlik yoktur; bilginin kaynağı dışarıdan içeriye doğru hareket eder ama özle temas etmez.
Bilinç içe döndüğünde ise durum bütünüyle değişir. Hissin merkezinde ne öteki vardır, ne karşılaştırma, ne de ayrım. Bu hâlde bilinç, fenomeni değil, fenomenin içimde uyandırdığı asıl kökü duyar: Birlik, bütünlük, aynı kaynaktan doğmuş olma hâli. Bu his, biçimin değil Öz’ün sesidir. Zihnin ürünü değil, özden yükselen Sezgidir. Bu nedenle içe yönelişte ortaya çıkan duygu ya da anlam, bir “yorum” değil, bir “dönüş”tür — bilincin öze geri dönüşü.
Bütünlük varsa bu his, özden doğan sezgidir; ötekileştirme varsa bu his, biçimden gelen zihinsel bilgidir.
Böylece insanın her karşılaşması, aslında bir ölçüm aracına dönüşür: Bilinç şu anda nerede? Fenomene mi bakıyor, yoksa Öze mi? Bu sorunun cevabı, hissin niteliğinde saklıdır.
Mahmut Turut 18 Kasım 2025, Edirne