Bilincin Yeri, Yaşantının Kendisi

Bilincim neredeyse, yaşantım odur.
Bu bir yorum değil, doğrudan bir tespittir.
Bilinç zamanın içinde durduğunda, yaşantı taşıma hâline gelir. Zaman burada ardışık yaşanır. Geçmiş tutulur, gelecek beklenir, şimdi açıklanır. Olan, bilincin sırtına yüklenir. İnsan bu hâlde bir hamaldır. Yaşadığını sandığı şeyleri aslında taşır. Hayat, yaşanan bir oluş değil; yönetilen, anlatılan ve yüklenen bir süreçtir.
Bilinç zamansızlıkta, yani bütünün yerinde durduğunda ise yaşantı seyir olur. Olan yine vardır; olaylar, düşünceler, duygular yine görünür. Fakat bilinç onların arasında değildir. Zaman taşınmaz, seyredilir. Olan, bilincin sorumluluğu hâline gelmez. Bu nedenle yük yoktur. Hayat, anlatı olmaktan çıkar; doğrudan yaşantı hâline gelir.
Burada üçüncü bir hâl yoktur. İnsan ya taşır ya seyreder. Hamallık ile seyircilik arasında bir ara durum bulunmaz. Çünkü her iki hâl de bilincin konumunun zorunlu sonucudur. Bilinç zamanla özdeşleştiğinde taşıma başlar. Bilinç kendi yerinde durduğunda seyir kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu yüzden yaşantıyı değiştirmek için hayatı değiştirmeye gerek yoktur. Değişmesi gereken tek şey, bilincin nerede durduğunun fark edilmesidir.
Bilincim zamandaysa hamalım.
Bilincim zamansızlıktaysa seyirciyim.
Yaşantım, bilincimin yeridir.
Mahmut Turut
2026