Bilincin Yerinde Olması Fenomen ile Yükü Ayırt Etmek İçin mi Gereklidir?

İnsan hayatın içinde sürekli olaylarla karşılaşır. Bir söz duyulur, bir davranış görülür, bir eşya kaybolur, bir başarı ya da bir kayıp yaşanır. Bunların hepsi hayatın akışı içinde ortaya çıkan fenomenlerdir. İnsan bu fenomenlerin içinde yaşar.
Fakat insan yalnızca fenomenleri yaşamaz. Zihin ortaya çıkan olayları yorumlamaya başlar. Değerler yükler, anlamlar üretir, kıyaslar yapar. Böylece fenomenin üzerine bir yorum katmanı eklenir. Bu yorumlar bazen kişinin içinde bir ağırlık oluşturur ve zamanla yük haline gelebilir.
Bilinç yerinde olmadığında insan yaşadığı şeyleri ayırt etmekte zorlanır. Fenomen ile zihnin yorumu birbirine karışır. İnsan olanı değil, çoğu zaman yorumlanmış olanı yaşamaya başlar. Bu durumda yük doğal bir sonuç gibi ortaya çıkar.
Bilinç yerinde olduğunda ise farklı bir durum ortaya çıkar. İnsan hayatın içinde yaşamaya devam eder; fenomenler yine ortaya çıkar, zihin yine yorum üretebilir. Fakat kişi bu kez olan ile yorum arasındaki farkı görebilir. Fenomeni fenomen olarak, zihnin yorumunu ise zihnin üretimi olarak fark edebilir. Bu nedenle bilincin yerinde olması fenomen ile yükü ayırt etmeyi mümkün kılar. Fakat bilincin yerinde olmasının tek amacı bu değildir. Bilinç yerinde olduğunda insan yalnızca ayırt etmekle kalmaz; aynı zamanda yaşadığı şeylerin içinde kaybolmaz. Yorumlar ortaya çıksa bile onları görür ve onların içinde sürüklenmez. Böylece yük oluşsa bile görülebilir ve insan onun altında kalmaz.
Bu nedenle bilincin yerinde olması yalnızca bir ayırt etme meselesi değildir. Aynı zamanda insanın kendi içinde kaybolmamasını sağlayan bir açıklık halidir.
İşte bu yüzden şu ifade anlamlıdır: Bilinç yerinde olduğunda fenomen görülür; yük ise yalnızca görülen bir yorum haline gelir.
Mahmut Turut 2025