top of page

Canlı Hayat Akışta Olur

Hayat, taşınarak yaşanmaz;

hayat, olurken yaşanır.

Bu nedenle canlılık, bilincin ne kadar düşündüğüyle değil,

olanla ne kadar temasta olduğuyla ilgilidir.

Akış, varoluşun kendisidir.

Oluş durmaz, açılım kesilmez.

Her an bir öncekinin devamı değil;

aynı bütünün zamandaki görünümüdür.

Bu akışta hayat vardır, çünkü akışta hiçbir şey tutulmaz.

Tutulan şey canlı kalamaz.

Bilinç akışta değilse hayat taşınır.

Geçmiş hatıra olur,

gelecek beklenti olur,

şimdi ise arada sıkışmış bir an hâline gelir.

Bu durumda bilinç aktiftir, meşguldür, doludur;

ama hayat canlı değildir.

Çünkü canlılık, tekrar eden düşüncede değil,

geçip giden oluşun içindedir.

Canlı hayat, olanın olduğu anda yaşanmasıdır.

Olan gelir, görünür ve gider.

İz bırakmaz, yük oluşturmaz.

Bilinç bu anda geri çekilmiştir;

merkez olmaktan vazgeçmiştir.

Bu geri çekilme bir kayıp değil,

hayatla kurulan en derin temastır.

Akışta hayat, kesintisizdir.

Ama bu kesintisizlik, süreklilik hissinden değil;

her anın tazeliğinden doğar.

Her an ilk kez oluyormuş gibi yaşanır.

Bu yüzden akışta hayat canlıdır.

Canlılık, hız değildir.

Yoğunluk da değildir.

Canlılık, tutunmamaktır.

Tutunma başladığında akış durmaz;

ama hayat donar.

Bu nedenle canlı hayat,

bilincin yük üretmediği yerde mümkündür.

Bilinç yerindeyse akış yaşanır.

Akış yaşanıyorsa hayat canlıdır.

Sonuç olarak:

Canlı hayat,

planlarda değil;

hatıralarda değil;

taşınan anlamlarda değil;

akışta olur.

Mahmut Turut-2026

bottom of page