Değerler, Özdeşleşme ve Bilincin Açığa Çıkışı

İnsan dünyaya geldiğinde, başlangıçta yalnızca olanı yaşar. Zamanla toplumun içinde büyür; değerler, kurallar, doğrular ve beklentiler zihinde yer etmeye başlar. Bu değerler, insanın hayatını düzenleyen bir çerçeve oluşturur. Ancak bu süreçte çoğu zaman fark edilmeden bir şey daha olur: Kişi bu değerlerle özdeşleşir.
Zihin, bu değerleri sahiplenir ve kimlik inşa eder. “Böyle olmalıyım”, “şöyle davranmalıyım” gibi düşünceler, zamanla kişinin merkezi hâline gelir. Böylece görülen değil, görülen üzerine kurulan anlamlar yaşanmaya başlar. Bilinç kaybolmaz; fakat bu özdeşleşmeler nedeniyle görünmez hâle gelir.
Bu noktada önemli olan, değerlerin varlığı değil; onlarla kurulan ilişkidir. Değerler hayatın içinde bulunabilir, fakat kişi onlara yapıştığında zihin merkez gibi çalışır. Bu durumda kimlik öne çıkar, görme ise geri planda kalır.
Özdeşleşme çözülmeye başladığında ise farklı bir durum ortaya çıkar. Değerler yok olmak zorunda değildir; fakat artık belirleyici olan onlar değil, görmenin kendisi olur. Kişi değerleri taşıyabilir ama onların içinde kaybolmaz. İşte bu anda bilinç yeni bir şey olarak ortaya çıkmaz; zaten hep orada olan açıklık belirgin hâle gelir.
Sonuç olarak, bilinç değerlerin zayıflamasıyla değil; değerlerle kurulan özdeşleşmenin çözülmesiyle açığa çıkar. Bu çözülme, kimliğin geri çekilmesi ve görmenin yeniden saflaşmasıdır.
En sade hâliyle:
Değerler olabilir,
ama özdeşleşme varsa zihin merkez olur.
Özdeşleşme çözülürse,
bilinç zaten olduğu hâliyle görünür olur.
— Mahmut Turut