Evrensel Düzen ve Toplumsal Düzen

Akış evrensel düzeni temsil eder. O, varoluşun kendini sürdürme biçimidir. Bir merkezden yönetilmez; bir irade tarafından kurulmaz. Olan olur. Doğa kendini açıklamak için kurala ihtiyaç duymaz. Güneş doğarken karar vermez; rüzgâr eserken plan yapmaz. Hücre bölünür, kalp atar, düşünce belirir. Akış, varlığın içkin yasasıdır. Doğuştandır; sonradan oluşturulmaz. İnsan onu üretmez, yalnızca fark edebilir ya da fark etmeyebilir. Bu yüzden akış, bütünün sessiz düzenidir.
Etik ise toplumsal düzeni temsil eder. İnsan kendini ayrı bir varlık olarak deneyimlediğinde “ben” ve “öteki” ayrımı doğar. Bu ayrım gerilim üretir. Gerilim çatışmaya dönüşür. Çatışma ise düzen ihtiyacını doğurur. İşte etik bu ihtiyacın ürünüdür. Adalet, sorumluluk, hak, görev gibi kavramlar, birlikte yaşamanın sürdürülebilirliği için inşa edilir. Etik doğuştan gelen bir yasa değildir; bilinçli bir düzenleme sürecidir. Kültürün, tarihin ve ortak uzlaşının ürünüdür.
Akışta yaptırım yoktur; çünkü uyum zaten vardır. Etikte yaptırım vardır; çünkü uyum garanti değildir. Akış kendiliğindendir; etik bilinçli müdahaledir. Akış zaman ve kültür üstüdür; etik zamana ve kültüre bağlıdır. Akış ontolojiktir; etik sosyolojiktir. Biri varoluşun zemini, diğeri insanın kurduğu çerçevedir.
Ancak burada ince bir nokta vardır. Eğer bilinç akışı fark ederse, etik zorunluluk olmaktan inceliğe dönüşür. İçsel bütünlük arttıkça dışsal kurala olan ihtiyaç azalır. Fakat bilinç parçalı kaldığında etik vazgeçilmezdir. Çünkü etik, ayrılığın düzenleyicisidir.
Dolayısıyla evrensel düzen ile toplumsal düzen birbirine rakip değil, farklı katmanlardır. Biri bütünün sessiz uyumu; diğeri insanın kurduğu görünür dengedir. Biri doğuştan vardır; diğeri inşa edilir. Biri kendiliğindendir; diğeri bilinçli bir çabadır.
Aksiyom
Akış, bütünün kendini taşıyan düzenidir.
Etik, parçaların bir arada durma çabasıdır.
Bütün uyumla işler;
parçalar kuralla dengelenir.
Mahmut Turut
Edirne