Fenomene bakıyorsun; bu bakışta beklenti yok ise seyirdir.

Fenomen, görünenin kendisidir; fakat görünen, her zaman görüldüğü gibi kalmaz. Onu neye dönüştüren, bakışın yönü ve yüküdür. Aynı fenomen, iki farklı bilinç konumunda iki ayrı gerçeklik üretir:
Beklentili bakışta olay, beklentisiz bakışta oluş olur.
Beklenti, bakışa zaman ekler. Zaman eklendiğinde bakış, geçmiş ve gelecekle yüklenir; fenomen artık olduğu gibi değildir, “olması gereken”in ölçüsüne sokulur. Bu durumda bakış, görmez; yorumlar. Yorumlayan bakışta fenomen, zihnin alanına çekilir ve anlamlandırma başlar. Anlamlandırma ise yük üretir.
Seyir, bu yükün çekilmesidir. Seyirde bakış, bir şey elde etmeye yönelmez; doğrulamaz, düzeltmez, karşılık beklemez. Bakışın merkezinde “ben” yoktur. Fenomen, kendi yerinde kalır; bilinç de kendi yerindedir. Bu karşılaşmada ne fenomen bilince çekilir ne de bilinç fenomene yapışır. Arada mesafe değil, açıklık vardır.
Beklentisiz bakış, bilgiyi askıya alır ama yok etmez. Bilgi geri çekildiğinde, varlığın kendi düzeni görünür hale gelir. Bu görünürlük, açıklama değildir; yerli yerindeliktir. Fenomenin arkasında gizli bir anlam aranmaz, çünkü anlam varlıktadır; fark edilmesi yeterlidir.
Bu yüzden seyir bir eylem değil, bir haldir. Kişi seyre geçtiğinde “bakıyorum” demez; bakış zaten vardır. Fenomen karşısında yapılacak bir şey kalmaz. Olan, olduğu gibi kalır ve bu yeterlidir. İşte bu yeterlilik hissi, yükün düştüğü andır.
Sonuç olarak:
Fenomeni beklentisiz görmek, onu serbest bırakmaktır.
Fenomen serbest kaldığında, bilinç de serbest kalır.
Bu serbestlikte ne yorum vardır ne çatışma.
Sadece seyir vardır.
Mahmut Turut, 2025