top of page

Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanan kişi, parçalı bilinçtedir

“Hayır ve şer Allah’tandır” inancı, ilk bakışta teslimiyet gibi görünse de bilincin konumuna bakıldığında parçalı bir yaşantıyı ele verir. Çünkü bu ifade, olanı ikiye ayırır: istenen ve istenmeyen, katlanılan ve kaçınılan, hayır ve şer. Bölme başladığı anda bilinç bütünden kopmuş, parçaya inmiştir. Bütünsel bakışta ayrım yoktur; ayrım bilincin zamana ve fenomene tutunmasıyla doğar.

Bu inançta kişi, olanı olduğu gibi seyretmez; olanı değerlendirir. Değerlendirme ise yük üretir. Şer yaşandığında onu taşımak zorunda kalır, hayır yaşandığında onu sahiplenir. Böylece bilinç, olanla nötr bir ilişkide değildir. Olanla pazarlık hâlindedir. Pazarlık, bilincin yerinde olmadığının açık göstergesidir.

Parçalı bilinç, dayanabilmek için anlam üretir. “Bu şer de Allah’tandır” demek, yükü ortadan kaldırmaz; yalnızca taşınabilir hâle getirir. Bu söz, olanı seyretmenin değil, olanla baş etmenin bir yoludur. Tesellidir, sığınaktır; fakat farkındalık değildir. Çünkü farkındalıkta teselliye ihtiyaç yoktur. Yük yoksa hafifletme de gerekmez.

Bütünsel bilinçte hayır ve şer ayrımı düşer. Olan, iyi ya da kötü olarak etiketlenmez. Olan, yalnızca olandır. Bu konumda bilinç, olanı anlamlandırmaz; olanın önünden çekilir. Çekilince, olan kendini olduğu gibi gösterir. Ne kutsallaştırılır ne de suçlanır. Yargı düştüğünde yük de düşer.

Bu yüzden “hayır ve şer Allah’tandır” demek, bilinci bütüne değil; zamana bağlar. Kişi hâlâ zamanı taşımaktadır: geçmişteki şerri gerekçelendirir, gelecekteki hayrı umut eder. Oysa seyirde umut da korku da yoktur. Seyirde yalnızca açıklık vardır.

Sonuç olarak:

Hayır–şer ayrımı, bilincin parçaya inişidir.

Teslimiyet sanılan şey, çoğu zaman yükle yaşamayı öğrenmektir.

Yük, inançla hafifler; farkındalıkla düşer.

Olanı ikiye bölen bilinç değil, olanın önünden çekilen bilinç özgürdür.

Mahmut Turut-2026

bottom of page