top of page

Hayat ve Yük Arasındaki İnce Çizgi

Olanı seyretmek hayattır; olanı taşımak ise yüktür.

Bu cümle, yaşamın niteliğini belirleyen temel ayrımı işaret eder. Hayat, olanın miktarıyla ya da zorluğuyla değil; bilincin olanla kurduğu ilişkiyle şekillenir.

Olan, Öz’ün zamana açılımıdır. Zaman, bu açılımın çokluk olarak görünme biçimidir. Olaylar, durumlar ve karşılaşmalar bu çokluğun yüzleridir. Bilinç yerinde olduğunda, bu yüzler tek tek sahiplenilmez. Olan, olduğu gibi görülür ve geçer. Bu geçişe izin vermek, seyirdir. Seyir hâlinde olan bilinç, zamanla çatışmaz; zaman bilincin üzerinde bir baskı oluşturmaz.

Olanı seyretmek, pasiflik değildir. Seyir, bilincin geri çekilmesi değil; doğru yerde durmasıdır. Aynı eylemler yapılır, aynı sorumluluklar sürer, aynı olaylara müdahale edilir. Fakat bütün bunlar yük üretmeden gerçekleşir. Çünkü bilinç, olanı kendine mal etmez.

Olanı taşımak ise bilincin parçada konumlanmasıyla başlar. Bilinç, olanı anlamlandırır, etiketler ve kişiselleştirir. Olan artık sadece olan değildir; “benim sorunum”, “benim başarım”, “benim kaybım” hâline gelir. Bu noktada seyir mümkün değildir. Bilinç, olanı sırtına alır ve zaman boyunca taşır.

Taşınan olan, geçmişte tutulur ya da geleceğe aktarılır. Böylece şimdi kaybolur. Hayat, yaşanan bir akış olmaktan çıkar; taşınan bir yükler toplamına dönüşür. Yorgunluk, stres ve çatışma buradan doğar.

Bu nedenle hayat ile yük arasındaki fark, olanın kendisinde değil; bilincin durduğu yerdedir. Bilinç yerindeyse olan seyredilir ve hayat olur. Bilinç parçada ise olan taşınır ve yük olur. Aynı olan, iki farklı bilinç hâlinde iki farklı kader gibi yaşanır.

Mahmut Turut-2026

bottom of page