İhtiyaçsızlık alanı, seyir alanıdır.

İhtiyaçsızlık alanı, seyir alanıdır.
Bilgi, araç olması gerekirken neden merkeze yerleşir?Neden bilgiyi merkez yapar, değerlerle zihnimizi ütüleriz?Çünkü bilincimiz fenomenlerin arasındadır.Bilgi, doğası gereği bir araçtır.
İhtiyaç, bilincin parçada durduğunun işaretidir. Bir şey eksikse, tamamlanması gerekiyorsa ya da taşınıyorsa ihtiyaç doğar. Bu ihtiyaç; yön, değer, anlam ve açıklama üretir. İhtiyacın olduğu yerde bilinç, olanı doğrudan yaşayamaz; onu düzenlemek ve taşımak zorunda kalır. Hayat burada bir yük hâline gelir.
Seyir ise ihtiyacın bittiği yerde ortaya çıkar. Bilinç yerinde durduğunda, olan zaten olduğu gibi görünür. Görmek için çaba gerekmez, anlam üretmeye gerek kalmaz, değer çağrılmaz. Çünkü ortada taşınacak bir şey yoktur. Yük yoksa ihtiyaç da yoktur. İhtiyaç yoksa seyir kendiliğinden vardır.
Bu nedenle seyir bir hedef değildir. Ulaşılacak bir durum, kazanılacak bir beceri ya da sürdürülecek bir hâl değildir. Seyir, bilincin kendi yerinde durmasının doğal sonucudur. “Seyretmeliyim” düşüncesi bile hâlâ ihtiyacın sürdüğünü gösterir. Gerçek seyirde, seyretme isteği de ortadan kalkar.
İhtiyaçsızlık alanında değerler geri çekilir. Değerlerin geri çekilmesi bir yoksunluk değildir; işlevin tamamlanmasıdır. Değer, yük varken gereklidir. Yük yoksa değer de gerekmez. Aynı şekilde anlam, açıklama ve yön de sessizleşir. Geriye sadece olanın açıklığı kalır.
Bu yüzden seyir, dolu bir hâl değildir; ama eksik de değildir. Seyir, fazlalıkların düştüğü yerdir. Bilincin taşıyıcı olmaktan çıktığı, seyirci bile olma ihtiyacının kalmadığı alandır.
İhtiyaç varsa taşıma vardır.
Taşıma varsa değer vardır.
İhtiyaçsızlık varsa seyir vardır.
İhtiyaçsızlık alanı,
bilincin yerinde olduğu alandır.
Mahmut Turut
2026