İnsan Sadece Olanı Değil, Olmayanı da Yaşar

İnsan hayatın içinde sürekli bir şeyler yaşar. Bir olay olur, bir söz duyulur, bir durum ortaya çıkar. Bunların hepsi fenomendir, yani olanın kendisidir. Fakat insan yalnızca olanı yaşamaz.
Zihin devreye girer ve olanın üzerine bir katman daha ekler. Yorum yapar, anlam yükler ve senaryolar kurar. “Böyle olmamalıydı”, “ya şöyle olursa”, “bu bana yapılmamalıydı” gibi düşünceler ortaya çıkar. İşte bu noktada insan sadece olanı değil, olmayanı da yaşamaya başlar.
Gerçekte ortada sadece bir olay vardır. Fakat zihnin ürettiği düşünceler de deneyim haline gelir. Kişi hem olanı yaşar hem de zihnin kurgusunu yaşar ve çoğu zaman bu ikisini ayırt edemez.
Eğer kişi “bu olan” ile “bu zihnin yorumu” arasındaki farkı görebilirse bir ayrım oluşur. Bu ayrım olduğunda zihnin ürettiği şey sadece bir düşünce olarak kalır, gelir ve gider.
Fakat bu fark edilmezse zihnin ürettiği şey gerçek sanılır. Kişi onunla birleşir, yani özdeşleşir. Bu noktada artık sadece bir düşünce yaşanmıyordur, kişinin gerçeği haline gelmiştir.
Süreç böyle derinleşir. Zihin üretir, kişi fark etmez, üretilen şey yaşanır, tekrar eder, güçlenir, özdeşleşme oluşur ve yük ortaya çıkar.
İnsan çoğu zaman yaşadığı sıkıntının kaynağını dışarıda arar. Oysa çoğu zaman yaşanan şey dışarıda olan değil, zihnin içeride kurduğu şeydir.
Sonuç olarak olan fenomendir, olmayan zihnin kurgusudur. İnsan her ikisini de yaşayabilir. Fakat belirleyici olan şudur: görülen düşünce akar, görülmeyen düşünce gerçek sanılır. Bu yüzden insan sadece olanı değil, olmayanı da yaşar. Bunu fark ettiğinde yaşadığı ile arasında bir mesafe oluşur ve bu mesafe insanı yükten korur.
Mahmut Turut 2025