İnsan Zamana Doğar

İnsan dünyaya geldiğinde hayatı akışın içinde yaşamaya başlar. Duygular belirir, düşünceler ortaya çıkar, olaylar gerçekleşir. Bunların hepsi akışın içinde beliren fenomenlerdir. Fenomenin kendisi nötrdür; sadece olanı ifade eder. Fakat insan söz konusu olduğunda fenomen çoğu zaman olduğu gibi görülmez. Çünkü insan zamana doğar.
Zamana doğmak, fenomenle doğrudan ve nötr bir ilişki kuramamak demektir. İnsan yaşamın ilk dönemlerinden itibaren yavaş yavaş bir kimlik oluşturmaya başlar. İsmi, ailesi, başarıları, hataları, övgüler ve eleştiriler bu kimliğin parçalarını oluşturur. İnsan zamanla kendini bu kimlik üzerinden tanımaya başlar ve hayatı bu kimlikten bakarak yaşamaya başlar.
Bu nedenle bir fenomen ortaya çıktığında bilinç çoğu zaman onu yalnızca bir olay olarak görmez. Kimlik devreye girer ve fenomenle özdeşleşme meydana gelir. Bir eleştiri geldiğinde bu yalnızca bir söz olarak kalmaz; kişi kendini değersiz hissedebilir. Bir başarı yaşandığında yalnızca bir sonuç ortaya çıkmış olmaz; kişi kendini üstün hissedebilir. Fenomen bu noktada sadece bir olay olmaktan çıkar ve benliğin bir parçası haline gelir.
İşte bu özdeşleşme yükü doğurur. Çünkü fenomen artık sadece olan değildir; benliğe değmiştir. İnsan fenomeni taşımaya başlar. Bir söz uzun süre akılda kalır, bir olay sürekli hatırlanır, bir duygu tekrar tekrar yaşanır. Fenomen geçmişte kalmış olsa bile zihin onu taşımaya devam eder. Böylece yük oluşur.
Yük ortaya çıktığında zihin hemen bir ölçü üretir: “olması gereken.” İnsan yaşananla olması gerektiğini düşündüğü şey arasında bir kıyas yapmaya başlar. “Böyle olmamalıydı”, “ben böyle olmamalıydım”, “hayat böyle gitmemeliydi” gibi düşünceler bu kıyasın sonucudur. Bu noktada gerçek olan ile olması gereken arasında bir mesafe oluşur.
Bu mesafe zamanı üretir. Çünkü zihin yaşanan olayı geçmişte tekrar tekrar düşünür ve gelecekte olması gerekeni kurar. İnsan ya geçmişi taşır ya da geleceği kurar. Böylece bilinç sürekli zamanın içinde hareket eder. Buna sizin ifadenizle zamanı taşımak denir.
Bu nedenle insanın zamandaki yaşamı belirli bir zincir içinde gerçekleşir: İnsan zamana doğar, kimlik oluşur, kimlik fenomenle özdeşleşir, özdeşleşme yük üretir, yük “olması gerekeni” doğurur ve olması gereken de zamanı taşır. İnsan çoğu zaman farkında olmadan bu döngünün içinde yaşar.
Fakat bilinç bir noktada fenomeni özdeşleşmeden görebildiğinde bu zincir çözülmeye başlar. Fenomen tekrar fenomen olarak görülür. Bir duygu yalnızca bir duygu, bir düşünce yalnızca bir düşünce, bir olay yalnızca bir olay olarak fark edilir. Bu fark edişle birlikte yük hafifler ve zamanın taşıdığı ağırlık çözülmeye başlar.
İşte bilincin dönüşümünde kritik olan nokta tam da buradadır: fenomenle özdeşleşen bilinç zamanı üretir; fenomeni gören bilinç ise zamanı taşımayı bırakır.
Mahmut Turut 2026