Korkunun İçinde Yaşamak

Korku geldiğinde insan duramaz. Zihin hemen bir neden bulur, henüz yaşanmamış ihtimalleri gerçekmiş gibi önüne dizer. Olmamış bir durum, sanki olmuş gibi hissedilir. Bu sırada beden de buna eşlik eder; kalp hızlanır, kaslar gerilir, nefes daralır. Ortada somut bir tehlike yoktur, fakat kişi çoktan tepki vermeye başlamıştır.
Bu noktada korku artık yalnızca bir duygu değildir; bir merkeze dönüşür. Algı bu merkezin etrafında şekillenir. Görülen, duyulan ve düşünülen her şey korkuya göre anlam kazanır. Korku konuşur, kişi dinler. Böylece korku, yaşanan bir durum olmaktan çıkar, yaşatan bir yapıya dönüşür.
Bu hâlde korku geçmez. Sadece biçim değiştirir. Bugün başka bir düşünceyle, yarın başka bir senaryoyla kendini yeniden üretir. Çünkü kişi korkuyu yaşamaz; korkunun içinde yaşar. Bu durum, bilincin zamana yerleşmesinin bir sonucudur.
Zaman, henüz olmamış olanı şimdiye taşır. Gelecek ihtimaller, sanki gerçekleşmiş gibi hissedilir. Bu yüzden korku ağırlaşır. Taşınır, birikir ve zamanla insanın yaşam alanını daraltır. Kişi farkında olmadan kendi hareketini sınırlar, kendi hayatını küçültür.
Korkunun ağırlığı, onun varlığından değil; onunla kurulan ilişkiden doğar. Korkunun içinde yaşamak, onu sürekli kılar. Ve bu süreklilik, insanın yaşamını daraltan görünmez bir yük hâline gelir.
Mahmut Turut – 2 Şubat 2026