OLAN, ÖZÜN AÇILIMIDIR

Olan, Öz’ün zamana açılmasıdır;
yani varoluştur.
Varoluş, durağan bir durum değil,
kesintisiz bir akıştır.
Bu akışta başlangıç ve son yoktur;
sadece görünümün değişen yüzleri vardır.
Canlı–cansız tüm varlıklar,
bu açılımın zamandaki ifadeleridir.
Olan, bir şeylerin art arda gelmesi değildir yalnızca;
olan, Öz’ün çokluk halinde görünmesidir.
Zaman, bu çokluğun dili;
akış, bu dilin konuşma biçimidir.
Bu nedenle olan ile akış ayrı değildir:
olan akıştır,
akış olanın kendisidir.
Olanın içinde eksik yoktur.
Akışta sapma yoktur.
Çelişki, varoluşta değil;
bilincin kendini bu akışta nereye koyduğundadır.
Bilinç, akışla özdeşleştiğinde yük doğar;
akışı seyrettiğinde hayat ortaya çıkar.
Olanın olması için bilince ihtiyaç yoktur.
Akış, bilinçten önce vardır
ve bilinçten bağımsızdır.
Bilinç, akışı üretmez;
akışın farkında olur ya da olmaz.
Burada bireyin payına düşen,
olanı değiştirmek değil;
olanı nasıl yaşadığını fark etmektir.
Akış, her an kendini yeniler
ama kendinden sapmaz.
Doğa, beden, düşünce, duygu
aynı akışın farklı yoğunluklarıdır.
Biri diğerinden ayrı değildir;
hepsi Öz’ün aynı anda farklı yüzleridir.
Olan, olduğu için olur.
Bir amaç için değil,
bir sonuç için değil.
Olanın gerekçesi yoktur;
çünkü varoluş, gerekçeye ihtiyaç duymaz.
Bunu gören bilinç,
akışla savaşmayı bırakır.
İşte bu noktada yaşam başlar:
Olan olur,
akış sürer,
bilinç ya taşır
ya da seyreder.
Yük olan akış değildir;
yük, akışla özdeşleşen bilinçtir.
Seyir olan da akış değildir;
seyir, bilincin kendi yerine gelmesidir.
Olan, Öz’ün açılımıdır.
Açılım, varoluştur.
Varoluş, akıştır.
Mahmut Turut-2026