Olan, Olması Gereken ve Yük

Hayatta iki ayrı düzlem birlikte işler: olan ve olması gereken.
Olan, akışla ilgilidir.
Bir söz söylenir, bir duygu yükselir, bir olay olur, beden bir tepki verir.
Bunların hepsi olandır.
Yani akışın içinde beliren fenomendir.
Olması gereken ise zihinle ilgilidir.
Zihin olanı olduğu gibi bırakmaz.
Onu ölçer, kıyaslar, değerlendirir ve bir yargı üretir.
“Böyle olmamalıydı.”
“Şöyle olmalıydı.”
“Bu doğru değil.”
İşte burada olması gereken doğar.
Bilinç ise görendir.
Ne akışın kendisidir, ne zihnin ürettiği yargıdır.
Bilinç, olanı da görebilir, olması gerekeni de görebilir.
Eğer bilinç yerindeyse, olan yaşanır.
Duygu gelir, hissedilir ve geçer.
Olay olur, görülür ve çözülür.
Akış devam eder.
Ama bilinç zihnin kurduğu olması gerekene yapışırsa,
artık olan yaşanmaz;
olması gereken yaşanır.
Kişi olayı değil, olayın olması gerektiği gibi olmamasını yaşamaya başlar.
Ve yük burada oluşur.
Bu yüzden yük, olandan doğmaz.
Yük, olması gerekenin yaşanmasından doğar.
Olan akıştır.
Olması gereken zihindir.
Yük ise bilincin, zihnin kurduğu yargıyla özdeşleşmesidir.
Sonuç olarak mesele yalnızca ne olduğu değildir.
Asıl mesele, bilincin neyi yaşadığıdır.
Olan yaşanıyorsa akış vardır.
Olması gereken yaşanıyorsa yük vardır.
Mahmut Turut – 2026