Olan: Seyredilen mi Taşınan mı?

Olan, bilincin konumuna bağlı olarak bilinç tarafından ya seyredilir ya da taşınır.
Bu ayrım, olanın mahiyetinden değil; bilincin nerede durduğundan kaynaklanır. Olan her durumda aynıdır. Değişen, bilincin olanla kurduğu ilişkidir.
Olan, Öz’ün zamana açılımıdır. Zaman, bu açılımın çokluk olarak görünmesidir. Olaylar, durumlar ve deneyimler bu görünümün tek tek yüzleridir. Bilinç yerinde olduğunda, bu yüzleri yan yana görür. Yan yana görmek, olanı olduğu gibi seyretmektir. Burada bilinç, olanla özdeşleşmez; olan, bilince yük olmaz.
Seyir hâlinde bilinç, zamanın içinde kaybolmaz. Geçmiş ve gelecek, bilinci çekiştiren güçler olmaktan çıkar. Olan, şimdi olarak görünür ve geçer. Bilinç, geçene tutunmadığı için yük oluşmaz. Yaşanan şey, akışın kendisidir.
Bilinç parçada olduğunda ise durum değişir. Bilinç, olanı kişisel bir anlam ağına çeker. Olan, “benim başıma gelen”, “bana yapılan”, “benden beklenen” bir şeye dönüşür. Bu dönüşümle birlikte bilinç, olanı seyredemez hâle gelir. Seyir yerini sahiplenmeye, sahiplenme ise taşımaya bırakır.
Taşınan olan, artık akış değildir. Olan, geçmişte tutulur ya da geleceğe taşınır. Zaman, bilincin sırtında bir yük hâline gelir. Burada yaşanan şey hayat değil; hayatın yük olarak taşınmasıdır.
Bu nedenle mesele, olanı değiştirmek değildir. Mesele, bilincin konumunu fark etmektir. Bilinç yerindeyse olan seyre dönüşür; bilinç parçada ise olan yüke dönüşür. Aynı olay, aynı akış, iki farklı bilinç hâlinde iki farklı hayat olarak yaşanır.
Mahmut Turut-2026