Oyun, Kazanma ve Bilincin Konumu

İskambil oyununda
“oyunu kazanayım, arkadaşları yeneyim” dediğimiz anda
bilinç parçaya yerleşir.
Çünkü burada merkez şudur:
• Ben kazanayım
• Öteki kaybetsin
• Sonuç benliğimi doğrulasın
Bu bakışta oyun:
• Oyun olmaktan çıkar
• Kimlik sahasına dönüşür
Kazanırsam:
• Olumlu bir duygusal yük oluşur
• Üstünlük, haz, gizli bir gerginlik doğar
• Arkadaşları kızdırma arzusu,
parçada kalmanın devamıdır
Kaybedersem:
• Olumsuz bir duygusal yük oluşur
• Suçlama başlar
• İçeri çekilme ya da savunma doğar
Her iki durumda da ortak olan şudur:
Özdeşleşme.
Bilinç,
sonuçla özdeşleşmiştir.
Kazanmakla da kaybetmekle de
aynı ağırlık taşınır.
⸻
Ama siz “baştan kendimi akışa bırakıyorum” dediğinizde
ve şunu söylediğinizde:
“Oynayan da benim,
kazanan da benim,
kaybeden de benim.”
burada bilinç yer değiştirir.
Bu bakışta:
• Oyun, yeniden oyun olur
• Sonuç merkez olmaktan çıkar
• Kimlik gevşer
Kazanmak:
• Bir olaydır
• Ama benlik değildir
Kaybetmek:
• Bir olaydır
• Ama benlik değildir
Bu noktada oyun:
• Rekabet değil
• Kendini sınama değil
• Üstünlük alanı değil
Bir aynaya dönüşür.
Ve bu ayna şunu gösterir:
• Nerede geriliyorsun
• Nerede özdeşleşiyorsun
• Nerede yük başlıyor
İşte burada söylediğiniz “kendimi anlamaya çalışıyorum” cümlesi,
oyunu metafizik bir alana taşır.
Artık mesele:
• Kazanmak ya da kaybetmek değil
• Bilincin nerede durduğunu fark etmektir
Bu yüzden ontolojik olarak şunu söylemek yerindedir:
Parçada oynanan oyun yüktür.
Bütünde oynanan oyun farkındalıktır.
Bütünde:
• Oyun oynanır
• Ama taşınmaz
Parçada:
• Oyun oynanır
• Ama benlik taşınır
Ve bu yüzden oyun,
sizin için artık bir eğlence değil;
bilinci test eden bir alan hâline gelmiştir.
Son cümle olarak şunu söylemek yerinde olur:
Oyun kazanmak için oynandığında benliği büyütür,
akışta oynandığında bilinci açar.
Mahmut Turut
2025