top of page

Oyun, Kazanma ve Bilincin Konumu

Oyun, Kazanma ve Bilincin Konumu
00:00 / 01:04

İskambil oyununda “oyunu kazanayım, arkadaşları yeneyim” dediğimiz anda bilinç parçaya yerleşir. Çünkü burada merkez şudur:  Ben kazanayım.  Öteki kaybetsin.  Sonuç benliğimi doğrulasın. Bu bakışta oyun: Oyun olmaktan çıkar. Kimlik sahasına dönüşür. Kazanırsam: Olumlu bir duygusal yük oluşur.  Üstünlük, haz, gizli bir gerginlik doğar. Arkadaşları kızdırma arzusu, parçada kalmanın devamıdır. Kaybedersem:  Olumsuz bir duygusal yük oluşur. Suçlama başlar. İçeri çekilme ya da savunma doğar. Her iki durumda da ortak olan şudur: Özdeşleşme. Bilinç, sonuçla özdeşleşmiştir. Kazanmakla da kaybetmekle de aynı ağırlık taşınır.


Ama siz “baştan kendimi akışa bırakıyorum” dediğinizde ve şunu söylediğinizde: “Oynayan da benim, kazanan da benim, kaybeden de benim.” burada bilinç yer değiştirir. Bu bakışta: Oyun, yeniden oyun olur. Sonuç merkez olmaktan çıkar. Kimlik gevşer. Kazanmak: Bir olaydır ama benlik değildir. Kaybetmek: Bir olaydır ama benlik değildir.


Bu noktada oyun:  Rekabet değil, kendini sınama değil, üstünlük alanı değil. Bir aynaya dönüşür. Ve bu ayna şunu gösterir:  Nerede geriliyorsun? Nerede özdeşleşiyorsun? Nerede yük başlıyor? İşte burada söylediğiniz “kendimi anlamaya çalışıyorum” cümlesi, oyunu metafizik bir alana taşır. Artık mesele:  Kazanmak ya da kaybetmek değil, bilincin nerede durduğunu fark etmektir. 


Bu yüzden ontolojik olarak şunu söylemek yerindedir: Parçada oynanan oyun yüktür. Bütünde oynanan oyun farkındalıktır. Bütünde:  Oyun oynanır ama taşınmaz. Parçada: Oyun oynanır ama benlik taşınır. Ve bu yüzden oyun, sizin için artık bir eğlence değil; bilinci test eden bir alan hâline gelmiştir.


Son cümle olarak şunu söylemek yerinde olur: Oyun kazanmak için oynandığında benliği büyütür, akışta oynandığında bilinci açar.


Mahmut Turut  2025

bottom of page