top of page

Parçalı bilinçteki bireyler yaşamıyorlar; hammallık yapıyorlar.

Parçalı bilinçte yaşayan birey, hayatı yaşamaz; hayatı taşır. Yaşam, onun için akan bir varoluş değil, sırtına yüklenmiş bir yüktür. Geçmişin pişmanlıkları, geleceğin kaygıları ve şimdinin bitmek bilmeyen sorumlulukları arasında, bilinç sürekli bir taşıyıcıya dönüşür. Bu yüzden parçalı bilinçteki insan, yaşadığını zannederken aslında hammallık yapar.

Hammallık burada fiziksel bir eylem değildir; zihinsel ve bilinçsel bir durumdur. Bilinç, fenomenlerle özdeşleştiğinde onları seyretemez, taşır. Olan biteni görmek yerine, “olması gereken” listeleri üretir. Zamanı seyretmek yerine zamanı sırtında taşır. Hayat, ardışık görevler zincirine dönüşür; her halka bir öncekini ağırlaştırır. Böyle bir bilinçte sevinç bile yüklenir, acı zaten yük olarak yaşanır.

Parçalı bilinç, bütünü göremez çünkü bakışı parçaya kilitlidir. Parça ise bütünden kopuk değildir; fakat kopuk sanıldığında yük oluşur. Olan, bütünün zamandaki görünümüyken, parçalı bilinç bunu kişisel bir sorun, bir tehdit ya da bir kazanç hesabı olarak okur. Böylece yaşam, doğal akışını kaybeder; anlatıya, hatıraya ve beklentiye indirgenir. İnsan artık hayatın içinde değildir; hayat onun omuzlarındadır.

Bu durumda eylem de değişir. Aynı eylem yapılır; ama kaynağı farklıdır. Bütünsel bilinçte eylem akıştan doğar, yüksüzdür. Parçalı bilinçte ise eylem mecburiyetten doğar, yüklüdür. Yorgunluk bedende değil, bilinçtedir. Çünkü bilinç, kendi yerinde değildir; kendini parçada sanmaktadır.

Yaşamak, olanı taşımak değildir. Yaşamak, olanı seyredebilme açıklığıdır. Bilinç yerinde olduğunda, yük kendiliğinden düşer. Olan yine olur, eylem yine gerçekleşir; fakat hammallık biter. Hayat, yük olmaktan çıkar ve yeniden hayat olur.

Parçalı bilinçteki bireylerin yaşamadığını söylemek bir suçlama değildir; bir tespittir. Çünkü yaşam, yük taşımakla değil, yükten özgürleşmekle başlar. Bilincin yerini fark ettiği anda, hammal düşer; seyir başlar.

Mahmut Turut-2026

bottom of page