top of page

Söz Taşıyıcıdır; Ne Taşıdığını Dinleyenin Bilinç Seviyesi Belirler

Söz taşıyıcıdır; ne taşıdığını dinleyenin bilinç seviyesi belirler.

Bu cümle, sözün kendisine yüklenen kutsallığı ya da masumiyeti bir anda yerinden eder. Çünkü burada belirleyici olan söz değil, sözü karşılayan bilinçtir. Söz, anlamın kaynağı değildir; anlamın temas yüzeyidir. Aynı söz, farklı bilinç konumlarında bambaşka içerikler üretir. Bu nedenle söz, ne söylediğiyle değil, kime temas ettiğiyle belirlenir.

İnsan çoğu zaman sözün gücünü abartır. “Doğru söz söylenirse herkes anlar” zanneder. Oysa hakikat, doğru söze değil; doğru konuma ihtiyaç duyar. Bilinç parçada ise söz, bilgiye dönüşür. Bilinç kendi yerinde ise söz, farkındalık uyandırır. Aynı cümle, birinde tartışma başlatırken, diğerinde sessizlik doğurabilir. Bu çelişki sözde değil, bilinçtedir.

Parçalı bilinç, sözü bir nesne gibi alır. Söz burada tutulur, saklanır, savunulur. Zihin sözü alır ve onu kendi kimliğine ekler. Böylece “ben biliyorum” hâli oluşur. Bu hâlde söz, yük üretir. Çünkü her bilgi, bir başka bilgiyle çelişme ihtimali taşır. Çelişki doğduğunda zihin daha fazla konuşur, daha fazla açıklama yapar. Kelimeler çoğaldıkça sessizlik kaybolur. Buradaki sessizlik eksikliği, konuşmanın çokluğundan değil; çelişkinin varlığındandır.

Bütünsel bilinçte ise söz tutulmaz. Söz burada sahiplenilmez, savunulmaz, çoğaltılmaz. Söz yalnızca bir işarettir. İşaret görüldüğünde söz düşer, yön kalır. Bu hâlde söz bilgiye dönüşmez; bilinci kendine döndürür. Bu dönüşüm, öğrenme değildir; hatırlamadır. Zaten orada olanın fark edilmesidir. Bu nedenle farkındalık, sözle aktarılmaz; sözle tetiklenir.

Burada kritik bir nokta vardır: Söz, hakikati taşımaz; hakikate aykırı olmayan bir yön taşır. Hakikat söze sığmaz çünkü söz zamana aittir; hakikat zamansızlığa. Zamanın dili, zamansız olanı ancak işaret edebilir. İşaretin görülebilmesi ise dinleyenin bilincinin konumuna bağlıdır. Bilinç zamandaysa sözü olay gibi yaşar; zamansızlıktaysa sözü oluş olarak seyreder.

Bu yüzden aynı söz, birine umut verirken bir başkasında korku uyandırabilir. Aynı söz, birine özgürlük hissi verirken diğerinde tehdit gibi algılanabilir. Söz değişmemiştir; değişen, bilincin bakışıdır. Bilinç, parçadan baktığında sözü kendi eksikliğiyle doldurur. Bütünden baktığında ise sözü boş bırakır. O boşlukta farkındalık doğar.

Sözün taşıyıcı olması, onu değersiz kılmaz; yerini gösterir. Söz, kapı değildir; kapının üzerindeki işarettir. İşarete takılan kapıyı geçemez. İşareti gören ise kapının kendisini fark eder. Bu nedenle sözle hakikat anlatmaya çalışan kişi, çoğu zaman hayal kırıklığı yaşar. Anlatamadığını düşünür. Oysa anlatamamak bir eksiklik değil, hakikatin doğasıdır.

Bu bağlamda öğretmek de yeniden düşünülmelidir. Öğretmek, bilgi aktarmak değildir; bilinci hazır olana işaret sunmaktır. Hazır olmayan için söz yalnızca sestir. Hazır olan için ise sözsüz bir kapı açılır. Bu yüzden hiçbir söz, herkese aynı şeyi taşımaz. Taşıdığı şey, dinleyenin bilinç seviyesinde şekillenir.

Sonuç olarak, “söz taşıyıcıdır; ne taşıdığını dinleyenin bilinç seviyesi belirler” ifadesi, hem konuşanı hem dinleyeni sorumlulukla yüzleştirir. Konuşan, sözün kendisinin yeterli olmadığını bilir. Dinleyen, anlamın dışarıdan gelmediğini fark eder. Bu fark edişte suçlama yoktur, beklenti yoktur. Yalnızca bilinç konumu vardır.

Söz geçicidir.

Bilincin konumu kalıcıdır.

Söz gider, işaret silinir;

ama bilinç kendi yerindeyse yön kaybolmaz.

Mahmut Turut – 2025

bottom of page