Seyir İhtiyacın Olmadığı Bir Alandır

Seyir, seyretme ihtiyacının olmadığı bir alandır.
İhtiyaç, eksiklikten doğar. Bir şey görülmüyorsa, anlaşılmıyorsa ya da taşınıyorsa ihtiyaç ortaya çıkar. Seyir ise eksikliğin bulunmadığı yerde belirir. Bu nedenle seyir, ulaşılacak bir hâl değil; bilincin yerinde durmasının doğal sonucudur.
Bilinç parçada durduğunda, olan yük hâline gelir. Yük taşınır, düzenlenir, hafifletilmeye çalışılır. Bu noktada değerler, anlamlar, açıklamalar devreye girer. Görme ihtiyacı vardır, çünkü olan doğrudan görünmez. Seyir bu aşamada bir hedef gibi algılanır; “seyredebilsem” düşüncesi doğar. Oysa bu düşüncenin kendisi, bilincin hâlâ parçada olduğunun göstergesidir.
Bilinç yerinde durduğunda ise ihtiyaç ortadan kalkar. Olan, zaten olduğu gibi görünür. Görmek için çaba gerekmez, seyretmek için niyet gerekmez. Seyir yapılmaz; olur. Bu yüzden seyir, talep edilen bir durum değildir. Talep varsa, hâlâ taşıma vardır.
Seyirde bilinç, olanın karşısında değildir. Olanla özdeşleşmez ama ondan kopuk da değildir. Araya giren açıklamalar, anlamlandırmalar, değerler çekilmiştir. Bu çekilme bir yoksunluk değil, bir açıklıktır. Açıklıkta ihtiyaç olmaz.
Bu yüzden seyir, bir kazanım değildir.
Bir beceri değildir.
Bir amaç değildir.
Seyir, ihtiyacın sona erdiği yerdir.
Taşıma varsa, ihtiyaç vardır.
İhtiyaç varsa, değer vardır.
Değer varsa, yük vardır.
Seyirde ise bunların hiçbiri gerekmez.
Seyir, bilincin yerinde olduğu,
seyretmenin bile gereksizleştiği alandır.
Mahmut Turut
2026