Seyir ve Yaşayan Bilinç

Parkta oturuyorum.
Çevreme bakıyorum.
Ağaçlar, insanlar, sesler, rüzgâr, hareket…
Benim bedenim de dâhil olmak üzere
gördüğüm her şey,
olan bütünün zamandaki görüntüsü olarak beliriyor.
Burada bir ayrım yok.
“Ben” diye işaret ettiğim beden ile
karşımdaki ağaç arasında ontolojik bir fark kalmıyor.
İkisi de aynı olanın,
aynı akışın farklı yüzleri.
Beden de bir fenomen,
düşünce de bir fenomen,
bakış da bir fenomen.
Ben bu görüntülerin hiçbirini taşımıyorum.
Yorumlamıyorum.
Anlam yüklemiyorum.
Düzeltmeye çalışmıyorum.
Sadece seyrediyorum.
Seyir başladığında
zaman hâlâ akıyor
ama yük yok.
Olan oluyor
ve bilinç, olanın içine girmiyor.
İşte bu noktada şunu fark ediyorum:
Bilinç yaşıyor.
Çünkü bilinç,
olanla özdeşleştiğinde yaşamaz;
olanı taşır.
Taşıdığı anda hayat,
zihinsel bir anlatıya dönüşür.
Ama olan seyredildiğinde
anlatı düşer,
hayat doğrudan yaşanır.
Bu hâl bir çaba sonucu değil.
Bir teknik uygulanmıyor.
Bir disiplin sürdürülmüyor.
Sadece bilincin olanla kurduğu bağ çözülmüş durumda.
Bağ çözüldüğünde
bilinç, kendi yerine geliyor.
Bu yüzden denebilir ki:
Evet, bilincim yaşıyor.
Çünkü olanı taşıyarak değil,
olanı bırakarak seyrediyorum.
Ve seyir varsa,
yük yoktur.
Yük yoksa,
hayat vardır.
Mahmut Turut-2026