Tüm fenomenler, özün zamana açılımının görüntüsüdür

Fenomen dediğimiz şey, başlı başına bir gerçeklik değildir; özün, zaman içinde görünür hâle gelişidir. Görüntü değişir, çoğalır, akış hâlindedir; fakat onu mümkün kılan öz değişmez. Bu nedenle fenomenler arasında görülen farklar, özde bir ayrılığa değil, açılımın çokluğuna işaret eder.
Bilinç, bu açılımı iki farklı biçimde yaşayabilir.
Birincisi, fenomenle özdeşleşen bilinçtir. Bu bilinç hâlinde kişi, görüntüyü gerçekliğin kendisi sanır; olanı taşır, yüklenir, anlam ekler. Zaman ardışık yaşanır: geçmiş pişmanlık, gelecek kaygı, şimdi ise ağırlık hâline gelir. Fenomen artık yalnızca bir görüntü değil, bilincin sırtında taşınan bir yüktür.
İkincisi ise bilincin yerinde olduğu hâlidir.
Bu hâlde bilinç, fenomeni olduğu gibi seyreder. Ne reddeder ne de sahiplenir. Fenomen yaşanır, fakat bilinç fenomen olmaz. Olan, özün zamandaki açılımı olarak görülür; bilinç bu açılıma anlam yüklemez, onu bozmadan izler. İşte bu hâl, farkındalıktır.
Farkındalık, yeni bir bilgi değildir.
Bir şey eklemez, bir şey öğretmez. Aksine, araya giren tüm zihinsel katmanların çekilmesidir. Yorumun, yargının, beklentinin, hikâyenin geri çekilmesiyle ortaya çıkar. Bu çekilme gerçekleştiğinde, fenomen kendiliğinden şeffaflaşır; görüntü, özle çelişmeden görünür olur.
Bu bilinç hâlinde zaman taşınmaz, seyredilir.
Olan, “olması gereken”e dönüşmez; hayat araç olmaktan çıkar, doğrudanlık kazanır. Akış, yük olmaktan çıkarak yaşamın kendisi hâline gelir. Canlı da cansız da aynı ontolojik akışı yaşar; fark, bilincin bu akışı yük olarak mı yoksa seyir olarak mı deneyimlediğindedir.
Dolayısıyla farkındalık, bir duruş ya da çaba değil;
bilincin kendi yerini hatırlamasıdır. Özün açılımı olan tüm fenomenler, bu hatırlayışta oldukları gibi görünür. Ne fazla ne eksik. Sadece olan, olduğu hâliyle.
Mahmut Turut 2026