Taş Kendindedir, İnsan Kendine Dönmek Zorundadır

Taş kendindedir; başka bir şeye dönüşmez, başka bir yere yönelmez. Olduğu hâl ile vardır. İnsan ise böyle değildir. İnsan doğduğunda, tıpkı taş gibi kendindedir; bölünmemiştir, dağılmamıştır, kendi merkezindedir. Fakat yaşam başladığında, toplum onu dışa doğru çeker. Beklentiler, roller, kimlikler, başarı ölçütleri ve korkular insanı kendi içinden alıp dış dünyaya bağlar. Bu bağlanma süreci, insanın özünü terk etmesiyle sonuçlanır.
İnsan, taşın aksine, kendinden kopabilen bir varlıktır. İşte bu kopuş, onun trajedisi olduğu kadar imkânıdır da. Çünkü kendinden kopabilen bir varlık, yeniden kendine dönebilir. Taş için dönüş diye bir şey yoktur; o zaten yerindedir. İnsan içinse dönüş zorunludur. Kendine dönmeyen insan, aklını da bilincini de dışsal referanslara teslim eder. Toplumsal yaşam, insanı sürekli dışarıdan tanımlar. Kim olduğun, ne yaptığın, ne kadar işe yaradığın üzerinden değer biçer. Bu süreçte insan, kendi özünü unutmaya başlar. Dış onay, iç hakikatin yerini alır. Oysa insan, ancak kendini fark ettiğinde aklına dönebilir. Kendini fark etmek, zihinsel bir bilgi değil; bilincin yön değiştirmesidir. Bakışın dıştan içe dönmesidir.
İnsan kendi özünü fark ettiğinde, artık taş gibidir. Bu benzetme bir durağanlık değil; bir yerindelik hâlidir. Artık savrulmaz, artık dağılmaz. Dış dünyanın çağrıları vardır; ama merkez artık dışarıda değildir. Bu noktada insan, aklını bilen varlık hâline gelir. Aklını bilmek, ne bildiğini bilmek değildir; aklın nereden çalıştığını fark etmektir. Çoklukta birliği yaşamak, işte bu farkındalığın sonucudur. İnsan çokluğun içinde yaşar; olaylar, insanlar, düşünceler, duygular sürekli değişir. Fakat bilinç yerindeyse, bu çokluk bir dağılma yaratmaz. Aksine, çokluk içinde birlik deneyimlenir. Bu, bilincin en yüksek eylem hâlidir. Çünkü burada çaba yoktur, zorlanma yoktur, savunma yoktur. Sadece açıklık vardır.
Taş kendindedir; insan ise kendine dönmek zorundadır. Bu dönüş gerçekleştiğinde insan, artık başkası olmaya çalışmaz. Olduğu yerden yaşar, olduğu yerden görür, olduğu yerden düşünür. İşte o zaman yaşam, bir yük olmaktan çıkar; akış hâline gelir.
Mahmut Turut 2025