top of page

Tanım, Varlık ve Değişmeyeni Aramak

Tanım, Varlık ve Değişmeyeni Aramak
00:00 / 01:04

Varlıklar, hakikati olan ve hakikati olmayan olarak ikiye ayrılır. Hakikati olan varlıklar zihin dışında da bulunur; yani gerçek bir karşılıkları vardır. Hakikati olmayanlar ise yalnızca zihinde yer alır, dış dünyada karşılık bulmaz.

Hakikati olan varlıklar kendi içinde iki yön taşır: değişen ve değişmeyen.

Değişmeyen kısım varlığın özüdür (zatıdır). Bunun zihindeki karşılığı mahiyettir. Değişen kısım ise duyularla algılanan, zamanla farklılaşan yönlerdir; bunlara arazlar (ilintiler) denir.

Varlığın özünü anlamak için üç temel tümel kullanılır: cins, tür ve fasıl (ayrım). Bir varlığın tam olarak tanımlanabilmesi için cins ve fasıl birlikte kullanılır. Bu şekilde yapılan tanıma haddî tanım denir. Eğer yakın cins kullanılırsa tam tanım, uzak cins kullanılırsa nakıs tanım olur.

Öte yandan varlık, özüne göre değil de ilintilerine göre tanımlanıyorsa buna resm (betimleme) denir. Resm de tam ve nakıs olarak ikiye ayrılır. Tam resimde yakın cins ve ayırt edici özellik (hassa), nakıs resimde ise daha genel ilintiler kullanılır.

Zihinde varlık üç farklı formda karşılık bulur:

duyusal form (algılanan),

boyutsal/geometrik form (şekilsel),

kavramsal form (akli).

Zihin, gelişim düzeyine göre bu formlar arasında hareket eder.

Mantık ise zihindeki bu yapılarla ilgilenir. Kavramları düzenler, önermelere ve çıkarımlara dönüştürür. Dil, bu sürecin taşıyıcısıdır. Kavramların dildeki karşılığı terimlerdir ve bu terimler anlamın tamamına, bir kısmına ya da ona bağlı bir anlama işaret eder.

Tüm bu yapı, tanımın rastgele değil; sistemli bir süreç olduğunu gösterir. Bu süreçte Porphyrios ağacı gibi araçlar, varlığı hiyerarşik olarak anlamaya yardımcı olur.

Fakat bütün bu teorik çerçevenin sonunda daha derin bir soru ortaya çıkar:

İnsan çoğu zaman değişeni arar.

Duyulara geleni, görüneni, gelip geçeni…

Oysa hakikate yaklaşmak, değişmeyeni fark etmekle başlar.

Çünkü değişen, özün üzerindeki görünüştür;

değişmeyen ise varlığın kendisidir.

Sonuç olarak:

Değişeni bilmek bilgi verir,

değişmeyeni görmek hakikate yaklaştırır.

Soru şudur: Göz, görünenle mi kalacak,

yoksa özü de fark edebilecek mi?

— Mahmut Turut

bottom of page