top of page

Toplumsal Değerler ve Merkez Yanılsaması

Toplumun değerleriyle uyuşmayan bir eylem gördüğümde,

çevremdeki insanların o kişiyi hızla suçladığını fark ediyorum.

Bakış sertleşiyor, yargı ağırlaşıyor, ses yükseliyor.

Burada olan şey, eylemin kendisi değil;

eylemin merkeze alınmasıdır.

Sorun, davranışın varlığı değildir.

Sorun, davranışın merkeze yerleştirilmesidir.

Merkez yapıldığında, bilinç parçada konumlanır

ve parçada konumlanan bilinç yük üretir.

Oysa biraz geri çekilip bakıldığında şu açıkça görülür:

Toplumun değerlerinin kendisi zaten bir yüktür.

Bu yük, kuşaktan kuşağa taşınır,

sorgulanmadan korunur

ve merkezde tutulur.

Böylece yük, bir kez daha merkez yapılır.

Yük merkeze alındığında,

yük yeniden üretilir.

Toplumsal değerler, fenomen olarak görüldüğünde

oldukları yere düşer.

Ne kutsallaştırılır,

ne de mutlaklaştırılır.

Görülürler —

ama tutulmazlar.

Tutulmadıklarında,

yargı çözülür.

Yargı çözüldüğünde,

gerilim düşer.

Gerilim düştüğünde,

seyir başlar.

Seyir, onaylamak değildir.

Seyir, karşı çıkmak da değildir.

Seyir, bilincin araya girmeden

olanı olduğu gibi görmesidir.

Bu hâlde eylem,

toplumsal etiketlerin gölgesinde ezilmez.

Değerler, hakikat yerine geçmez.

Bilinç, ne savcı olur

ne de sanık.

Sorunlar merkez yapılmadığında,

toplumsal değerler de merkez olmaktan düşer.

Merkez düştüğünde,

yük çözülür.

İşte bu noktada,

seyirsel bir yaşamla karşı karşıya kalırız.

Bu yaşam,

toplumdan kaçmak değildir.

Bu yaşam,

toplumu yük hâline getirmeden

hayatın içinde olmaktır.

Merkez yoktur.

Yük yoktur.

Yargı çözülmüştür.

Geriye kalan,

olanın kendisidir.

Ve bu hâl,

doğal yaşamdır.

Mahmut Turut

2026

bottom of page