Yük, Bilincin Konumunun Göstergesidir

Yük, sanıldığı gibi olayların, durumların ya da dış koşulların doğal bir sonucu değildir. Yük, olanın kendisinden değil; bilincin olanla kurduğu ilişkiden doğar. Aynı olay birinde ağır bir yük oluştururken, diğerinde hiçbir ağırlık bırakmıyorsa, bunun nedeni olayın farklı olması değil, bilincin farklı bir yerden bakıyor olmasıdır. Bu nedenle yük, nesnel bir gerçeklik değil; bilincin konumuna dair öznel ama çok net bir göstergedir.
Bilinç parçada durduğunda, kendisini zamandaki bir görünümle özdeşleştirir. “Ben” dediği şeyi rol, kimlik, duygu, düşünce ya da yaşanan durumla bir tutar. Bu özdeşleşme, olanı “olması gereken” ile karşılaştırmayı doğurur. Karşılaştırma ise kaçınılmaz olarak yargıyı, beklentiyi ve kontrol arzusunu üretir. İşte bu noktada yük başlar. Çünkü bilinç artık seyretmez; taşır. Zamanı yaşamak yerine zamanı sırtına alır. Geçmiş pişmanlık, gelecek kaygı, şimdi ise baskı hâline gelir.
Yük oluştuğunda genellikle şu düşünce belirir: “Bir şeyler yanlış gidiyor ve müdahale etmeliyim.” Oysa bu düşünce, olanın nesnel bir hatasına değil, bilincin parçada duruşuna işaret eder. Yük, bir arıza alarmı değil; bir farkındalık çağrısıdır. Bilince şunu söyler: “Şu anda seyirde değilsin.” Bu anlamda yük, bastırılması ya da hızla ortadan kaldırılması gereken bir sorun değil; doğru okunduğunda yol gösterici bir işarettir.
Bilinç bütünde durduğunda ise tablo değişir. Olan, bütünün zamandaki görünümü olarak algılanır. Parça artık bağımsız ve mutlak bir gerçeklik değildir; bütüne açılan bir yüzdür. Bu bakışta yargı çözülür, karşılaştırma düşer. Olan seyredilir. Seyir, eylemsizlik değildir; fakat eylem yük taşımaz. Gerekli bir hareket ortaya çıkarsa, bu “ben yapmalıyım” zorunluluğundan değil, akışın içinden doğan doğal bir uyumdan gelir.
Bu nedenle yük olmaması, hiçbir şey yapılmayacağı anlamına gelmez. Yük olmaması, yapılanın artık kişisel bir taşıma hâline dönüşmemesi demektir. Bilinç bütünde iken müdahale bir görev değil, bir oluş biçimidir. Eylem vardır ama sahiplenme yoktur. Sonuç vardır ama ağırlık yoktur.
Sonuç olarak yük, hayatın ya da olayların yükü değildir. Yük, bilincin nerede durduğunun sessiz ama kesin bir göstergesidir. Yük varsa bilinç parçada; yük yoksa bilinç bütünde seyirdedir. Bu yüzden esas mesele, yükten kurtulmak değil; yükün neyi işaret ettiğini görebilmektir. Çünkü yük doğru okunduğunda, bilinci yeniden yerine çağıran en sahici öğretmendir.
Mahmut Turut – 2026