top of page

Yük inançla hafifler; farkındalıkla ortadan kalkar

İnsan hayatında “yük” dediğimiz şey, olanın kendisi değildir. Yük, olanla bilinç arasına giren yorumdur. Aynı olay, aynı durum, aynı akış… Birinde yük olur, diğerinde olmaz. Farkı belirleyen, bilincin konumudur. Bu nedenle yük, dış koşullarla değil; iç konumla ilgilidir.

İnanç, yükü hafifletir. Çünkü inanç, olanla çatışmayı yumuşatır. Kişi, olanı taşıyamadığında ona bir anlam giydirir: “Bunda bir hikmet vardır”, “Bu da bir imtihandır”, “Allah’tandır.” Bu sözler, yükü ortadan kaldırmaz; ama katlanılabilir hâle getirir. İnanç, bilinci bütüne değil; yükle yaşamaya hazırlar. Bu yüzden inançlı yaşamda yük azalır, fakat bitmez.

Farkındalık ise yükle pazarlık yapmaz. Farkındalıkta anlam üretimi durur. Bilinç, olanın önünden çekilir. Çekildiğinde, olan artık taşınacak bir şey olmaktan çıkar; seyredilen bir akış hâline gelir. Yük, hafiflemez; düşer. Çünkü yükü var eden şey—yorum, yargı, özdeşleşme—ortadan kalkmıştır.

İnanç, zamana aittir. Geçmişi gerekçelendirir, geleceği umutla taşır. Bu yüzden zaman hâlâ bilincin içindedir. Farkındalık zamansızdır. Ne geçmişi açıklar ne geleceği teminat altına alır. Yalnızca olanı olduğu gibi görür. Bu görüşte yük barınamaz.

Bu yüzden inanç ile farkındalık aynı şey değildir. İnanç, dayanma biçimidir. Farkındalık, özgürleşmedir. İnanç, bilinci teselli eder. Farkındalık, bilinci yerine getirir. Biri yükü azaltır, diğeri yükün zeminini ortadan kaldırır.

Sonuçta şu açıktır:

Yük, anlamla doğar.

İnanç, bu anlamı yumuşatır.

Farkındalık, anlamı çözer.

Ve anlam çözüldüğünde, yük kendiliğinden ortadan kalkar.

Mahmut Turut-2026

bottom of page