top of page

Yaşamak ve Seyir Arasındaki Ontolojik Ayrım

İnsan yaşadığını sanır;

varlık kendini seyreder.

Bu cümlede insanın sanısı ile varlığın hakikati ayrılır. İnsan, yaşantıyı kendine ait bir deneyim olarak algılar. Olanı “ben yaşıyorum” der. Oysa bu ifade, bilincin görünümle özdeşleştiği noktada ortaya çıkan bir yanılsamadır. Çünkü ontolojik düzlemde yaşayan ayrı bir özne yoktur.

Tek bir varlık vardır ve bu varlık zamanda açılır. Zaman, varlığın dışında bir alan değildir; varlığın görünürlük biçimidir. İnsan dediğimiz fenomen, bu açılımın gerçekleştiği mekândır. Mekân burada bir yer değil, bir imkândır. Varlık, insanda bilinç aracılığıyla kendini görür.

Bilinç yerinde durduğunda, “ben yaşıyorum” düşüncesi düşer. Çünkü yaşayan bir ben yoktur. Yaşanan bir şey de yoktur. Olan, varlığın kendi açılımını temaşa etmesidir. Seyir, insanın yaptığı bir eylem değildir; varlığın insanda kendine bakmasıdır. Bu bakışta amaç yoktur, ihtiyaç yoktur, yön yoktur. Eksiklik olmadığı için hareket de yoktur.

Bilinç görünümle özdeşleştiğinde ise insan kendini merkez sanır. Yaşantıyı sahiplenir, yüklenir, taşır. Hayat bir hikâye hâline gelir. Bu hikâye, “ben yaşadım” anlatısıyla kurulur. Oysa bu anlatı, seyirin kaybolduğu yerde başlar. Anlatı varsa, taşıma vardır. Taşıma varsa, ayrım vardır.

Ontolojik bakışta ayrım yoktur. Seyreden ile seyredilen iki değildir. İnsan, seyreden bir varlık değildir; seyirin gerçekleştiği açıklıktır. Varlık, kendini insanda görür. İnsan bu noktada ne özne ne nesnedir. İnsan, varlığın zamandaki aynasıdır.

Bu yüzden insan yaşadığını sanır.

Ama ontolojik olarak yaşanan bir şey yoktur.

Varlık vardır,

açılır

ve

kendini seyreder.

Mahmut Turut

2026

bottom of page