Zamanı Seyretmek ve Başarı Yanılsaması

Hayatta güçlü olmak, başarılı olmak, bir başarı hikâyesi yazmak… Bunların hiçbiri bilincin zamanı seyrettiğini göstermez. Aksine, çoğu zaman bilincin zamanın içine gömüldüğünü gösterir. Başarı, genellikle geleceğe yazılır. Henüz olmayan bir ana. Oraya varıldığında anlam kazanacağı sanılan bir sonuca bağlanır. Bu bağlanma, bilinci şimdi’den koparır. Şimdi, sadece geçilmesi gereken bir aşama olur.
Zaman seyredilmez;taşınır. Güçlü olmak da çoğu kez zamanla yarışmak demektir. Yetişmek, öne geçmek, geride kalmamak… Bu yarışta bilinç, akışın önüne geçmeye çalışır. Oysa zamanı seyreden bilinç yarışmaz. Çünkü seyir, karşılaştırma üretmez. Bir başarı hikâyesi yazmak, geçmişi seçip düzenlemek demektir. Olanlar, bir sonuca hizmet edecek şekilde yeniden anlamlandırılır.
Bu hikâyede zaman, bilincin önünden akan bir manzara değildir; bilincin malzemesidir. Kullanılır, biçimlendirilir, anlamlandırılır. Zamanı seyreden bilinç ise zamana müdahale etmez. Onu hızlandırmaz, yavaşlatmaz, anlamlar yüklemez. Zamanın içinden bir kimlik çıkarmaya çalışmaz. Bu yüzden seyir hâlinde “başarı” diye bir ihtiyaç doğmaz. Çünkü başarı, zaman üzerinde üstünlük kurma arzusudur. Güç ve başarı, bilincin zamanla kurduğu araçsal ilişkinin ürünüdür.
Zaman bir şey kazandırmalı, bir yere götürmeli, bir sonuç üretmelidir. Bu beklenti varken seyir mümkün değildir. Çünkü seyir, sonuçsuzdur. Bu, eylemsizlik demek değildir. Zamanı seyreden bilinç hareketsiz değildir. Ama yaptığı şey bir hikâye yazmak için yapılmaz. Eylem, bir kimliği doğrulamak için yüklenmez. Olur ve geçer. Bu yüzden güçlü olmak, başarılı olmak, bir başarı hikâyesi anlatmak; zamanı seyretmekle karıştırılmamalıdır.
Bunlar çoğu zaman bilincin zamanın içinde kaybolduğunun işaretidir. Zamanı seyreden bilinç, ne güçlü olmak ister ne de başarılı görünmek. Çünkü o, bir yere varmaya değil, olduğu yerde olmaya açıktır. Ve belki de asıl güç,
zamanın önünde koşmak değil; zamanın akışını yük olmadan görebilmektir.
Mahmut Turut 2026