ZEN’DE “ANDA KALMA” SÖYLEMİNİN METAFİZİK ÇÖZÜMLEMESİ

Zen öğretisinde sıklıkla tekrar edilen “geçmişte kalma, gelecekte kalma, anda kal” çağrısı ilk bakışta özgürleştirici bir davet gibi görünür. Ancak bu davetin metafizik düzlemde neye tekabül ettiği yeterince sorgulanmadığında, farkındalık adı altında yeni bir çaba biçimi, yeni bir yüklenme ve hatta daha incelmiş bir ego stratejisi ortaya çıkabilmektedir.
Zen öğretici, zihnin değişkenliğinden söz eder: zihin yer değiştirir, geçmişe gider, geleceğe sıçrar, anda durmaz. Bu tespit doğrudur. Ancak asıl mesele zihnin değişkenliği değil, bilincin nerede durduğudur. Çünkü bilinç kendi yerinde değilse, zihin ister geçmişte olsun ister şimdide, ister gelecekte; her hâlükârda yük üretmeye devam eder.
Burada kritik soru şudur:
Anda kalmaya çalışan kimdir?
Eğer “anda kalma” bir çaba ise, bu çabanın faili hâlâ parçadır. Parça, yükten kurtulmak istemektedir. Parça, geçmişin ağırlığını ve geleceğin belirsizliğini taşıyamadığı için şimdiye tutunur. Bu durumda “şimdi” bir özgürlük alanı değil, bir sığınak hâline gelir. Ve sığınılan her yer, fark edilmeden yeni bir hapishaneye dönüşür.
Zen pratiğinde sıkça görülen nefese odaklanma, bedeni izleme, anı fark etme teknikleri; bilinç yerinde değilse, bilinci yerine getirmez. Sadece parçanın dikkatini başka bir noktaya taşır. Bu, yükün ortadan kalkması değil, yükün yer değiştirmesidir. Zihin geçmişten çekilir, geleceği bırakır ama şimdiye tutunur. Tutunma olduğu sürece bilinç özgür değildir.
Çünkü metafizik düzlemde yük, zamanın hangi kesitinde olduğumuzla değil; zamanla kurulan ilişkiyleilgilidir.
ANDA KALMA ÇABASI VE ALIŞKANLIK TUZAĞI
“Şimdi de kal” buyruğu tekrarlandıkça, bu hâl zamanla bir alışkanlığa dönüşür. Alışkanlık ise bilinç değil, otomasyondur. Otomasyon oluştuğu anda farkındalık çoktan geri çekilmiştir. Kişi artık “anda” değildir; “anda kalma davranışını” sergiliyordur.
Bu noktada paradoks ortaya çıkar:
Kişi anda kalmaya çalıştıkça, andan uzaklaşır.
Çünkü çaba, bilinç yerinde olmanın değil; bilinç yerinde olmadığının göstergesidir. Bilinç yerinde olsaydı, kalmaya gerek olmazdı. Kalma ihtiyacı, düşme ihtimalinin varlığını ima eder. Oysa bütünsel bilinçte düşülecek bir yer yoktur; çünkü bilinç zaten yerindedir.
Zen’de “şimdi”ye yapılan vurgu, metafizik olarak doğru okunmadığında, zamanı kutsallaştıran ince bir ideolojiye dönüşür. Oysa mesele zamanın bir kesitinde bulunmak değil; zamansızlıktan bakabilmektir. Zamansızlıktan bakıldığında geçmiş de, gelecek de, şimdi de bir manzara hâlini alır. Artık hiçbirine tutunulmaz; hepsi seyredilir.
BİLİNÇ FARKINDALIĞI: GELEN BİR HÂL Mİ, ÜRETİLEN BİR DURUM MU?
Gerçek bilinç farkındalığı, kişinin kendi çabasıyla ürettiği bir durum değildir. Bilinç farkındalığı gelir. Gelmesi için yapılması gereken bir şey yoktur; yapılmaması gerekenler vardır. En başta da, bilincin parça ile özdeşleşmesini sürdürme alışkanlığı bırakılmalıdır.
Zen pratiğinde kişi “kendi kendini kurtarmaya çalışan biri” gibi duruyorsa, ortada hâlâ kurtarılması gereken bir ben tasarımı vardır. Bu ben, geçmişten arınmak ister, gelecekten kaçmak ister, şimdiye sığınır. Ama bu ben, hangi zaman diliminde olursa olsun, ben olduğu sürece yüktür.
Bilinç yerinde olduğunda kurtuluş kavramı anlamını yitirir. Kurtulacak bir şey kalmaz. Çünkü yük yoktur. Yük yoksa, hafifleme de bir hedef değildir. Hafiflik doğal hâl olur.
SONUÇ: ZEN’İN SÖZÜ, METAFİZİĞİN SINAVI
Zen’in “anda kal” sözü, parça bilinç tarafından uygulandığında bir teknik, bir egzersiz, bir disiplin hâline gelir. Oysa metafizik düzlemde bu söz, bir yön tarifidir, bir yöntem değil.
Anda kalmak öğretilmez.
Anda kalmak yapılmaz.
Anda kalmak, bilinç kendi yerine geçtiğinde kendiliğinden olur.
Bu nedenle asıl mesele, geçmişte kalmamak ya da gelecekte kalmamak değildir. Asıl mesele, bilincin nereden baktığını fark etmektir. Bilinç parçada ise şimdi de bir yüktür. Bilinç bütününde ise zaman bir yük değil, bir akıştır.
Ve akış, tutulmaz.
Akış, yaşanmaz bile.
Akış, seyredilir.
Mahmut Turut – 2026
Metafizik Yorum