Özün Sesi ve Bilincin Yönü Üzerine

İnsan varlığının merkezinde kesintisiz bir kaynak vardır.
Bu kaynak, ne gözle görülür ne kulakla işitilir;
Öz diye işaret ettiğimiz saf varlık halinde bulunur.
Öz, hiçbir zaman susmaz.
O, varlığın her anında içten içe konuşur;
sözsüz bir bilme, kelimesiz bir hakikat titreşimi olarak.
Ne var ki, bilincin yönü belirler bu sese duyulup duyulmayacağını.
Bilinç fenomenlere, yani dışa;
eşyanın şekline, sesine, gürültüsüne, kalabalık dünyasına yönelmişse,
Özün sesini işitemez.
Çünkü dışın çokluğu, içteki birliğin sesini örtüp perdeler.
Bu hâle parçalı bilinç denir:
İnsan çokluğu gerçek, birliği ise uzak sanır.
Bu durumda özün çağrısı sadece bir sezgi kırıntısı olarak kalır;
tanınmaz, sahiplenilmez, görülemez.
Ancak bilinç kendi yönünü öze çevirdiğinde,
yani içe döndüğünde,
gürültü azalır, perde incelir, çokluk sükûna varır.
İşte o zaman Özün sesi fısıltı olmaktan çıkar,
bilince doğrudan hâl olarak gelir.
Bu hâl yalnızca “duymak” değildir.
Bu hâl, özün kendini bilmesidir.
Çünkü:
Bilinç özde olduğunda, öz kendini bilmektedir.
Bilinç dışta olduğunda, öz kendini unuttuğunu zanneder.
Hakikatte öz hiçbir zaman unutmaz;
unutma, bilincin yön değiştirmesidir yalnızca.
Bu yüzden dönüş, yeni bir bilgi kazanmak değildir;
hatırlamaktır.
Hatırlayan bilinçtir;
bilen ise daima özdür.
Öyleyse:
• Bilinç fenomenlerde ise, öz duyulmaz.
• Bilinç özde ise, hakikat kendini açar.
Tüm mesele bilincin nerede durduğunu bilmektir.
Birliğe dönen bilinç, özün sesini duyar.
Ve öz, kendi kendisini onda tanımış olur.
Mahmut Turut
10 Kasım 2025 — Edirne