Özdeşleşme ve Sıkıntı

İnsan hayatın içinde ortaya çıkan olaylarla sürekli ilişki kurar. Fakat bu ilişki her zaman aynı şekilde gerçekleşmez. İnsan bazen olayları yalnızca yaşar, bazen de onlarla özdeşleşir.
Bir fenomenle özdeşleşildiğinde aidiyet duygusu ortaya çıkar. İnsan “benim”, “bana ait”, “benim hayatım”, “benim ilişkim” gibi düşüncelerle o fenomeni kendisiyle birleştirir. İşte bu noktada kimlik ve değerler devreye girmeye başlar. Zihin bu değerler üzerinden “olması gereken” düşüncelerini üretir.
Bu süreç başladığında insan artık yalnızca olanı yaşamaz. Olan ile zihnin ürettiği olması gereken karşı karşıya gelir. Bu karşılaşma ise çatışma ve sıkıntı doğurur. İnsan çoğu zaman yaşadığı gerilimin nedenini dış dünyada arar; fakat gerilimin kaynağı çoğu zaman özdeşleşmenin kendisidir.
Buna karşılık insan bir fenomenle özdeşleşmediğinde durum farklıdır. Fenomenler görünür hâle gelir ve insan olayları daha açık bir şekilde görebilir. Bu durumda kişi hayatı zihnin ürettiği ölçüler üzerinden değil, akışın içinde ortaya çıkan fenomenler üzerinden yaşar.
Bu nedenle denebilir ki:
Sıkıntı çoğu zaman özdeşleşmeden doğar.
Özdeşleşme arttıkça zihin merkez olur ve yük ortaya çıkar.
Fenomen görüldüğünde ise bu gerilim çözülmeye başlar.
İnsan olaylara ne kadar yakın olup onlarla özdeşleşirse sıkıntı o kadar büyür; fenomenleri görebildikçe ise hayatın akışı daha açık hâle gelir.
Mahmut Turut 2026