ÖZDEŞLEŞME VE SEYİR

Özdeşleşme, bilincin önündeki perdedir.
Bilinç, bir düşünceyle, bir duygu ile, bir rol ya da bir olayla özdeşleştiğinde, artık olanı göremez; onun içinde kaybolur. Görme yerini taşıma alır, seyir yerini yüklenmeye bırakır. Bu noktada bilinç, kendi yerinde değildir; fenomenin içine düşmüştür.
Özdeşleşme bir bağlanmadır.
Bu bağlanma, bilincin kendini bir şeye dayandırmasıdır: “Ben buyum”, “Bu bana oluyor”, “Bu benim sorunum”. Böylece bilinç, olanla arasındaki mesafeyi kaybeder. Mesafe kaybolduğunda farkındalık da kaybolur; çünkü farkındalık, mesafe değil açıklık ister.
Özdeşleşme sürdükçe zaman ağırlaşır.
Geçmiş pişmanlık, gelecek kaygı olur; şimdi ise yük hâline gelir. Bilinç, zamanı seyretmez; zamanı taşır. Her fenomen, bir uyarı ya da tehdit gibi algılanır. Olan, olduğu gibi görülmez; olması gerekenle karşılaştırılır.
Özdeşleşme aradan çekildiğinde ise yeni bir şey başlamaz; aslında zaten olan açığa çıkar.
Bilinç, bir şeyle birleşmeyi bıraktığında kendine döner. Bu dönüş bir hareket değildir; bir duruştur. Araya giren perde kalkar ve görüş kendiliğinden açılır.
Bu açılışla birlikte seyir başlar.
Seyir, eylemsizlik değildir; müdahalesiz görmedir. Bilinç, zamandaki oluşu karşısına alır ve onu olduğu gibi izler. Ne reddeder ne sahiplenir. Fenomen yaşar; bilinç fenomen olmaz.
Seyirde yük yoktur, çünkü özdeşleşme yoktur.
Yargı yoktur, çünkü karşıtlık kurulmaz.
Amaç yoktur, çünkü akışa müdahale edilmez.
Bu nedenle seyir bir kazanım değil, bir özgürlüktür.
Bilincin, kendini bağladığı yerlerden çözülmesidir.
Özdeşleşme bilincin önündeki perdedir.
Perde çekildiğinde, geriye sadece seyir kalır.
— Mahmut Turut2026