Çokluk Aklı Ve Bütünsel Akla Dönüş

İnsan dünyayı önce duyularıyla tanır.
Görür, duyar, hisseder.
Sonra akıl devreye girer ve bu duyumları bilgiye dönüştürür.
Bu akıl; fenomenal, mantıksal ya da zihinsel akıl olarak adlandırılabilir.
Bu akıl parçalarla çalışır. Ölçer, sınıflandırır, isim verir.
Ama bütünün kendisine ulaşamaz.
Çünkü bu akıl çokluk aklıdır.
Bugün insanlık büyük ölçüde bu aklın içinde yaşamaktadır.
Bilgi artmış, veri çoğalmış, kavramlar çoğalmıştır.
Ama anlam aynı oranda derinleşmemiştir.
Çünkü parçaların artması, bütünü görmek anlamına gelmez.
Bütünsel akıl ise farklıdır.
O sadece bilmez; aynı zamanda gözetler.
Kendini izler, kendini fark eder.
Bilgi ile anlamı birleştirir.
Bütünsel akılda insan sadece dışarıyı değil,
kendi içini de görmeye başlar.
Ve bu görme, insana yön kazandırır.
Yaşamın içinde kendini gözetleyen insan,
zamanla kendi özünü fark eder.
Bu fark ediş onu sabitler.
Nereye giderse gitsin, kaybolmaz.
Çünkü yönü dışarıya değil, kendinedir.
Bu yüzden böyle insanlar, ileri yaşlarında bile dağılmazlar.
Bilgileri azalsa bile kendilerini kaybetmezler.
Çünkü tuttukları şey bilgi değil, özdür.
Oysa sadece biçimsel bilgiyle yaşayanlar için durum farklıdır.
Onlar bilgileriyle ayakta dururlar.
Bilgi gittiğinde, dayandıkları zemin de kaybolur.
Ne kendilerini bulabilirler, ne de yönlerini.
Çünkü onların yolu kendilerine ait değildir.
Zihinle kurulmuş bir yoldur.
Ve zihin dağıldığında yol da kaybolur.
İnsanın gerçek evi dışarıda değildir.
Gerçek ev, insanın kendisidir.
Bütünsel akıl bu evi gösterir.
Çokluk aklı ise insanı sürekli dışarıda tutar.
Sonuç olarak:
Parçayı bilen akıl yön üretir,
bütünü gören akıl ise yönü ortadan kaldırır.
Ve insan ancak kendine döndüğünde
gerçek anlamda yerini bulur.
Mahmut Turut