top of page

Bilgiden Bakmak Kimlik Oluşturur,
Bilinçten Bakmak Seyir Oluşturur

I. Bilgiden Bakış: Kimliğin İnşası

Bilgiden bakmak, zihnin dünyaya yerleşmesidir.

Zihin, öğrendiğiyle tutunur; bildiğiyle konum alır; tanımladığıyla kendini kurar.

Bu bakışta bilgi bir araç değil, bir dayanak hâline gelir. Dayanak, kimliği doğurur.

Kimlik, “ben buyum” diyen bir merkezdir.

Bu merkez, bilgiden beslenir; geçmişten taşır, geleceğe uzanır.

Bildiklerim → doğrularım → yargılarım → taraflarım…

Zihin böylece kendine bir harita çizer ve o haritanın içine yerleşir.

Bilgiden bakan kişi için dünya, doğrulanması gereken bir alandır.

Her olay, her söz, her insan; bilginin süzgecinden geçirilir.

Uyan uyar, uymayan dışlanır.

Bu yüzden bilgiden bakış, kaçınılmaz olarak ötekileştirir.

Kimlik burada yük üretir.

Çünkü kimlik korunmak ister.

Yanılmamak ister.

Haklı olmak ister.

Bilgi, bu isteğin zırhına dönüşür.

Bu noktada bilgi artık seyredilen değil, taşınan bir şeydir.

Zihin, bilgiyi sırtlanır; bilgiyle konuşur; bilgiyle tepki verir.

Tepki, kimliğin refleksidir.

Refleks ise zamana bağlıdır: geçmişe yaslanır, geleceği düzeltmeye çalışır.

Bilgiden bakış, hayatı olaylara böler.

Olaylar doğru–yanlış ekseninde tartılır.

Olan, olması gerekene göre değerlendirilir.

Bu değerlendirme sürdükçe yük büyür.

II. Bilinçten Bakış: Seyrin Açılması

Bilinçten bakmak, zihnin geri çekilmesidir.

Bilgi silinmez; fakat merkezin dışına alınır.

Merkez artık “bilen ben” değil, fark eden bilinçtir.

Bilinç, kimlik kurmaz.

Bilinç tanımlamaz, taraf tutmaz, savunmaz.

Bilinç için olan, açıklanması gereken bir problem değil;

seyredilen bir oluştur.

Seyir, edilgenlik değildir.

Seyir, müdahalesiz farkındalıktır.

Zihnin yorum yapma refleksi sustuğunda,

olan kendini olduğu gibi gösterir.

Bilinçten bakışta zaman hafifler.

Geçmiş bir yük olmaktan çıkar, gelecek bir beklenti olmaktan düşer.

Olan, şimdi olarak görünür.

Bu yüzden bilinçten bakış zamansızlıkla temas eder.

Seyirde kimlik çözülür.

Çünkü kimlik, hatıra ve beklentiyle ayakta durur.

Seyirde ise hatıra tutulmaz, beklenti kurulmaz.

Bilinç, olanla çelişmez.

Bu bakışta dünya “yanlış” değildir.

İnsanlar “olmaması gereken” değildir.

Olan, bütünün işleyişi olarak görülür.

Yargı düşer; sükûnet açılır.

Seyir hâlindeki bilinç konuşursa, söz hafif olur.

Susturursa, sessizlik ağırlaşmaz.

Çünkü burada ifade bir ihtiyaç değil, bir yansımadır.

III. Bilgi ile Bilincin Yer Değişimi

Mesele bilgiye sahip olmak değil, bilginin nerede durduğudur.

Bilgi merkezdeyse kimlik oluşur.

Bilinç merkezdeyse bilgi araç olur.

Bilinçten bakan kişi bilgiyi reddetmez;

bilgiyi seyre konu eder.

Bilgi artık hükmeden değil, görülen bir şeydir.

Bu yüzden aynı kişi hem bilen olabilir hem seyreden.

Fakat özdeşleşmeden.

Bilgiyle konuşur ama bilgi olmaz.

Düşünür ama düşünceye dönüşmez.

Kimlik çözülünce kişi kaybolmaz;

aksine yükten arınır.

Olanı düzeltme zorunluluğu düşer.

Hayat, taşınan bir dava olmaktan çıkar; yaşanan bir oluş hâline gelir.

IV. Sonuç: Yükten Seyre

Bilgiden bakmak kimliktir;

kimlik yük taşır.

Bilinçten bakmak seyirdir;

seyir yük taşımaz.

Kimlik savunur, seyir görür.

Kimlik konuşur, seyir susar.

Kimlik zamanı taşır, seyir zamanı seyreder.

Bilinç kendi yerine geçtiğinde,

bilgi düşman değil, engel değil;

sadece bir araç olur.

Ve insan,

taşıyan olmaktan çıkıp

seyreden hâline döner.

Mahmut Turut 2025

bottom of page