Bilim ve Farkındalık Ayrımı

Bilim bir anlamlandırmadır.
Farkındalık ise görmedir.
Bu ayrım, bilginin değeriyle değil, bilincin konumuyla ilgilidir. Bilim, varlığı açıklamak için vardır; farkındalık ise varlığı olduğu gibi görmek için. Bu iki düzlem karıştırıldığında, insan anlamı varlık sanmaya başlar ve yük oluşur.
Bilim, aklın zamandaki faaliyetidir. Ölçer, sınıflandırır, karşılaştırır, neden–sonuç ilişkileri kurar. Bu işlemlerin tamamı, varlığın kendisi değil; varlık hakkında kurulan anlam çerçeveleridir. Bilim, “olan”ı değil, “olanın nasıl işlediğini” anlatır. Bu yüzden bilimsel bilgi doğrudur; fakat ontolojik değildir. Açıklayıcıdır; fakat mutlak değildir.
Bilim, varlığı kavramlar aracılığıyla temsil eder. Kavram ise her zaman bir aracıdır. Araç olduğu için de doğrudanlık taşımaz. Bilim konuşur, tarif eder, anlatır. Anlatım olduğu yerde zaman vardır; zaman olduğu yerde ardışıklık, tekrar ve ölçüm vardır. Bilim bu zeminde güçlüdür ve gereklidir. Ancak bu güç, varlığı görme gücü değildir.
Farkındalıkta ise aracılar düşer. Kavram yoktur, açıklama yoktur, neden sorusu yoktur. Bilinç, fenomenle özdeşleşmez; fenomeni seyreder. Görme burada mecaz değildir; doğrudanlıktır. Olan, bir anlamın içine sokulmaz; kendi açıklığıyla belirir. Bu nedenle farkındalık bilgi üretmez ama yük çözer.
Bilim anlam üretir.
Farkındalık anlam eklemez.
Bilim, varlığı anlaşılır kılar.
Farkındalık, varlığı görünür kılar.
Bilim, bilincin zamandaki duruşundan konuşur.
Farkındalık, bilincin yerinden bakar.
Sorun bilimde değil; bilimi varlık yerine koymaktadır. Anlamlandırmayı gerçek sanmak, bilinci parçaya bağlar. Farkındalık ise bu bağı çözer. Çünkü farkındalık, “ne biliyorum?” sorusunu değil, “nereden bakıyorum?” sorusunu sorar.
Sonuç olarak:
Bilim gereklidir ama yeterli değildir.
Farkındalık açıklamaz ama gösterir.
İnsan, bilimi yerinde tuttuğunda ve görmeyi ona yüklemediğinde, hem bilgide hem bilinçte özgürleşir.
Mahmut Turut – 2026